"Dendroloji (Ağaç bilimi) Okulu" başlıklı yazıma kaldığım yerden devam ediyorum. Güvenç Mamıkoğlu gözetiminde Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi bahçesinde grup olarak buluştuk. Derste teorik olarak öğrendiklerimizi pratiğe dökeceğiz. Mamıkoğlu, "Ülkemizde büyük kentlerdeki üniversitelerin bazılarının yerleşkeleri botanik bahçesi gibi özenle seçilmiş ve çok iyi korunmuş, yetişkin ağaç örnekleriyle dolu. Biraz sonra gezeceğimiz Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi'nin bahçesi bu konuda her türlü takdiri hakeder, gezenleri kendine hayran bırakır" diyerek söze başladı. İlk olarak bahçenin girişinde tüm haşmetiyle bizi karşılayan "Mavi Ladin"i inceledik. Güvenç Bey, onun için "Haşin bir ağaç, ibre/iğne yapraklarını Göknar gibi okşayamazsınız" dedi. Bana göre; haşin ama mavi rengi, bulutlara değen başı, güçlü dalları ve sağlıklı görüntüsüyle insana güven duygusu veren çok estetik bir ağaç.
Sonra baklagil familyasından, üzerinde keçiboynuzuna benzeyen meyveleri olan Giledeçya (Yalancı Keçiboynuzu), Doğu Çınarı, Karaçam, Kızılçam, Sarıçam, Arizona Servisi, Çınar Yapraklı Akçağaç, Doğu Ladini, Toros Sediri, Atlas Sediri, Porsuk, tarihsel oluşum bakımından yeryüzünde yaşayan ağaçların en eskisi Ginkgo Biloba, Japon Akçaağacı, Gümüşi Ihlamur, Sumak, Doğu Karadeniz Göknarı, Kara Kavak, Boylu Ardıç... gibi ağaçlarla tanıştık. Güvenç Bey, tüm bu ağaçların özellikleri hakkında tek tek bilgi verdi.



Gördüğümüz her ağacı; çevredeki öğrencilerin yadırgayan bakışları altında onlara dokunarak, yakından inceledik.
Her gün önünden yürüyüp geçtiğimiz; gölgesinden, mevyesinden, odunundan faydalandığımız, altında oyunlar oynadığımız, yeryüzüne yaydıkları oksijeni derin derin soluduğumuz ne çok dostumuz varmış meğer... unuttuğumuz, adını dahi bilmediğimiz!Bir süre sonra gördüğümüz ağaçlar birbirine benzemeye başladı. Ayırt etmek iyice zorlaştı. Güvenç Bey, bir ağacı aynı familyadan olan diğer bir türüyle ayırt etmenin en iyi yolunun yaprak, sürgün ve meyvesini incelemek olduğunu söyledi. Gövde çoğu zaman yanıltıcı olabiliyormuş.




Tanıştığımız tüm ağaçların fotoğraflarını burada yayınlamam şimdilik zor gibi görünüyor. O nedenle ben ilgimi çeken, gönlümü okşayan bir kaç ağacın fotoğrafını yayınlayıp gerisini sizin araştırmacı ruhunuza ve hayal gücünüze bırakacağım:)
İşte onlardar birisi: "Ağlayan Çam"! Kozalaklarının ve iğne yapraklarının üzerinde gözyaşını andıran reçine görüldüğünden bu ad verilmiş kendisine. Doğal yetişme alanı Himalaya Dağları olduğu için nam-ı diğer "Himalaya Çamı" Ankara'ya da gayet güzel uyum sağlamış. Diğer çam türlerinin hiç birine benzemiyor. İğne yaprakları çok uzun ve yumuşacık, püskül gibi. Böylesine naif bir ağaçtan beklenmeyecek büyüklükte kozalakları var.
Bir diğeri ise "Anadolu Kestanesi" Bu ağacı özel kılan, Ankara iklimine uygun bir ağaç türü olmasına rağmen, yerini yadırgamadan neşeyle büyümüş olması. Üstelik başkentin tek kestanesi! Henüz yaprakları yeni yeni çıkıyor.
Beyaz çiçekli at kestaneleriyle komşu olan "Anadolu Kestanesi"nin gövdesi ve yaprakları... Merak edip, üşenmeyip gidip görmek isterseniz hemencecik tanıyın diye:)

Ve... son olarak gönlümün sultanı, İstanbul boğazının mor-pembe çiçekli güzelleri Erguvan! Nisan ayının gelmesiyle birlikte yapraklanmadan önce çiçekleniyor. Dalların yanısıra gövdenin üzerinde bile gruplar halinde çiçek açıyor. O kadar romantik bir ağaç ki yaprakları bile kalp biçiminde:)


Tıpkı ağaçlar gibi toprağın derinlerine kök salmanız, güneşe dallarınızı uzatmanız, başınızın üstündeki beyaz bulutlara gülümsemeniz, rüzgarla dans etmeniz dileğiyle...
İşin sıkıcı, oku oku bitmeyen, ama olmazsa olmaz kısmı; ders notlarının ilk bölümü...
TÜRLERİ:
GÖKNARLAR
2)Doğu Karadeniz Göknarı: Karadeniz Bölgesi'nde, denizden 800-1600m. yükseklikte bulunur. Geniş tabanlı, piramit biçimli ve dallar yana doğru sarkıktır. 40-50m. boylanabilir. Gövde açık gri renkli, yaşlanınca ince oyuklu ve çok sık dallıdır. Yaprakları 2.5-3cm. uzunlukta, uçları girintili yada küttür. Yalnızca alt yüzünde mavimsi iki çizgi (stoma) vardır. Kozalakları Uludağ Göknarı'nda olduğu gibidir.
Park ve bahçelerde bulunan egzotik türleri ise;
1)Avrupa Göknarı
2)İspanya Göknarı
3)Gümüşi Göknar
LADİNLER
Dünyada , Kuzey yarımkürenin yağışlı, özellikle de yüksek nemli bölgelerinde doğal olarak yetişebilen 40 dolayında türü bulunan ladinlerin ülkemizde, yalnızca "Doğu Ladini" türü bulunmaktadır.
Park ve bahçelerde bulunan egzotik türleri ise;
1)Mavi Ladin: Ülkemizde doğal olarak yetişmemekle birlikte park ve bahçelerde çokça yer verilen mavi ladin halk arasında "Mavi çam" olarak adlandırılır. İbre yapraklarının açık mavi rengiyle diğer ladin türlerinden ayrılır. Uygun koşullarda 30-40m boylanabilir. Sürgünlerin her yanında sıkça yeralan ibre yapraklar 2-3cm uzunluğundadır ve her yüzeyinde 4-5 mavimsi çizgi bulunur. Kozalaklar 8-10cm uzunluğundadır. toprak isteği az olan mavi ladin, yaz kuraklığı ve kış soğuklarının yanısıra hava kirliliğine karşı da dirençlidir.
bulunur. Kozalaklar biçimindeki dişi çiçekler ise sürgünler üzerinde çoğunlukla yan durumludur.
2)Dallı Akdeniz Servisi: Piramit biçimli Akdeniz servisinden farklı olarak dallar gövdeye dik bir konumda ve kalındır. Uzaktan toros sedirini veya göknarını anımsatır. Antalya'nın manavgat dolaylarındaki Köprülü kanyon'da 500 hektar genişliğinde saf orman ve kısmen de kızılçamla karışık topluluklar oluşturur.
Son derece sık dallı, yuvarlak veya konik biçimlidir. Gövdesi kahverengi, ince kabukludur. İbre yaprakları göknarı anımsatacak biçimde yassıdır ve altında belli belirsiz iki çizgi bulunur. Bir cinsli iki evcikli olan porsukların dişi çiçiklerinde yalnızca bir tohum bulunur. Tohum olgunlaştıktan sonra canlı bir kırmızıya dönüşen etli bir örtüyle kaplanır. Yaprakları zehirlidir.
Ülkemizde doğal olarak yetişmez. Park ve bahçelerde yaygın olarak 2 türü kullanılır. Sık dallı, piramit biçimli, koyu yeşil renkli bir görünüme sahiptir. Yaprakları pulsudur ve sürgünler üzerinde karşılıklı sıralanmıştır. Sıkça karıştırıldıkları ardıç ve servilerden sürgünlerinin yassı görünümleri ve kozalaklarının biçimleriyle ayrılabilirler. Bir cinsli ve iki evcikli olan mazılarda erkek ve dişi çiçekler yan sürgünlerin ucunda bulunur. Dişi çiçeklerde 4-6 pul, karşılıklı çapraz biçiminde birbirinin üzerini örterek oval kozalaklar oluşturur.
1)Doğu Mazısı:Daha yaygındır. Yası ve yan sürgünler dik duran bir levhayı anımsatır. İlk zamanlar mavimsi yeşil olan kozalak olgunlaşınca kahverengiye dönüşür ve pullarının arkasında çengelimsi çıkıntılar bulunur.
2)Batı Mazısı: 5-10m boylanabilen küçük bir ağaçtır. Ülkemizde park ve bahçelerde çit oluşturmak amacıyla kullanılır. Hem çelik hem de tohumla üretilebilir. Odunu güzel kokulu ve sık dokuludur. Çoğunlukla bir kaç gövde oluşturur. Erkek ve dişi çiçekler aynı ağaçta yer alır.
ARDIÇLAR
Dünyada Kuzey Y0arımküre'deki farklı yükseltilerde 60 dolayında türü doğal olarak yitişir. Ülkemizde doğal olarak yetişebilen, birisi iki alt türlü 6 ardıç türü bulurnmaktadır.1.1 milyon hektar saf ve karışık orman oluştururlar.
1)Küçük Kozalaklı Katran Ardıcı: Trakya ve İç Anadolu'nun Tuz Gölü çevresi ile Doğu Anadolu dışında tüm Anadolu'da doğal olarak yetişir. Eskiden odunundan katran elde edildiği için bu adı almıştır. Yapraklar 2cm uzunlukta, batıcı sivriliktedir ve sürgünleri diktir. Kozalakları üzümsü,8-10cm, önceleri mavi dumanlı, olgunlaşınca kırmızımsı kahverengi olur.
2)Büyük Kozalaklı Katran Ardıcı: İzmir, Çeşme, Kuşadası ve Söke dolaylarında denize yakın kumluklarda yetişir. Her zaman yeşil, iğne yapraklı, gençken piramidal, yaşlanınca dağınık tepeli bir ağaçtır. 5-6m boylanabilir. Gri kahverengi gövde dikine çatlaklıdır. 50-60cm çap yapabilir. Yapraklar 3 cm uzunlukta, batıcı sivrilikte ve esnek, sürgünleri diktir. Kozalaklar üzümsü,12-18cm, önceleri mavi dumanlı, olgunlaşınca kırmızımsı kahverengi olur.
3)Bodur Ardıç: Türkiye'de iki alt türü bulunur. Trakya'da dar bir alanda yetişen alt türü "yatıcı adi ardıç", Anadolu'da yetişen alttürü "bodur ardıç" olarak adlandırılır. Yüksek yerlerde yetişir. Sağlam odunu çit kazığı olarak ve tornacılıkta, kozalakları içki yapımında "cin"e aroma katmak için, kozalaklarından elde edilen yağ ise tıpta kullanılır.
4)Çin Ardıcı: Her zaman yeşil, pul yapraklı, yerde sürünen bodur çalı ya da 15-20m. boyunda bir ağaç biçiminde olabilir. Morumsu gövde kısa ve eğridir. İleri yaşlarda kabuk ince levhalar halinde dökülür. Koyu mavi kozalaklar 5-18mm çapındadır, üzerleri buğuludur.
5)Karaardıç:Yerde sürünen yatık çalıya ya da 3-4m boylanabilen bir ağaçcıktır. Karabük Keltepe'de, Sivas Yıldız Dağları'nda, Maraş Ahırdağ'da ve Manisa Dağı'nda doğal olarak yetişir. Kurutulmuş yaprak ve sürgünleri eskiden ilaç olarak kullanılmış. Gövde morumsu gri renkli
6)Kokulu Ardıç: 10-15m boylanabilen, genç yaşlarda düzgün gövdeli, piramidimsi, dallar yukarıya dönük, odunu güzel kokulu bir ağaçtır. Tohumunun çimlenme zorluğu vardır. Boylu ardıca çok benzer. Sürgünlerinin kalın, dört köşeli ve daha koyu yeşil, daha büyük pul yaprakları ve kozalakları ve kozalak içindeki tohum sayısının az olması ile ondan ayrılır.
7)Boylu Ardıç: Gençken piramidal, ileri yaşlarda yayvan tepeli bir ağaçtır. 15-20m boylanabilir. Gri yeşil pul yapraklarından dolayı "Bozardıç" olarak da adlandırılır.Sıcağa soğuğa, kuraklığa dayanıklıdır. Koyu mor, kırmızı renkli odunu da çok dayanıklı ve kalitelidir. Bazı müzik aletleri yapımında özellikle tercih edilir. 300-3500m yüksekliklerde yetişebilir. İç Anadolu'nun ortası ve Fırat Dicle havzaları dışında tüm Anadolu ve Trakya'da yaygın olarak yetişir. kokulu Ardıç'a çok benzer, ondan sürgün ve yapraklarının daha ince olması, yapraklarının boz, mavi yeşil rengi, kozalaklarındaki tohum sayısının çok fazla olmasıyla ayrılır.
8)Finike/Servi Ardıcı: Çalı ya da 5-6m boylanabilen küçük bir ağaçtır. Uzaktan serviye benzer, bu nedenle servi ardıç olarak da adlandırılır. Muğla, Aydın ve İzmir'in sahil kesimlerinde makiler arasında küçük gruplar halinde veya tek tek bulunur. Eskiden odunu gemi ve bina inşaatlarında kullanılmış, sürgün ve dallarından kokulu katran elde edilmiştir. Kozalaklar 2 yılda olgunlaşır, 3 çift puldan oluşur. Tohum sayısı 3-6 kadardır.
Park ve bahçelerde bulunan egzotik türleri ise;
Kurşun Kalem Ardıcı:Pul yapraklı, gençken piramidal, ileri yaşlarda dağınık tepeli bir ağaçtır. 10-15m boylanabilir. Odunları budaklı, keskin kokulu ve çok dayanıklıdır, ancak kolay işlenir. Kurşun kalem yapımında ve oymacılıkta kullanılır. Gri kızıl kahverengi gövde dikine çatlaklıdır. 1m. çap yapabilir. Küre yada yumurta biçimindeki kozalaklar 4-6mm boyundadır. Bir yılda olgunlaşır, önceleri yeşil, sonra açık gri, olgunlukta koyu mavi renktedir. Genellikle 1-2 tohum içerir.
Yeniden okula başladım.
Dendroloji (Ağaçbilim) Okulu'nda, 2-23 Mayıs tarihleri arasında her cumartesi devam edecek olan dersler sabah 10:00'da başlıyor ve öğleden sonra 14:00'de bitiyor. Görsel ve teorik sunuşla Türkiye'de doğal olarak yetişen ve parklarda bulunan açık tohumlu egzotik ağaç türlerinin anlatıldığı ders sonrası gruplar halinde eğitimcilerimizle öğrendiklerimizi pekiştirmek üzere parklara dağıldık. Gruplar soyadlarına göre oluşturulmuş. Biz 5. gruptaydık, fakat "Türkiye'nin Ağaçları ve Çalıları" kitabının yazarı
Kampüsteki "Akademi Restoran"da, öğle yemeği molası verdik. Salata ve "Akademi tavuk külbastı" yedik. O kadar lezzetliydi ki, bahçesinde pembe-mor erguvanların açtığı bu güzelim restorana sık sık gelmeye karar verdik.
Bahar; yenilenme, tazelenme, temizlenme mevsimi. Doğayla birlikte uyanma, tomurcuklanma ve rengarenk olma zamanı. Bir bakıma yeniden doğuş...
Bahar çocuğu olarak dünyaya gözlerimi açmış olmamdan mıdır bilmem, çok severim ilkbaharı... Her baharda çığlık çığlığa yeniden doğar, baştan aşağı çiçeklenirim. İçimde ılık ve hafif bir rüzgar eser. Saçlarım dağılır. Gözlerim büyür. Burnumun ucunda hep o taze bahar kokusu... Nefes alırken mis gibi kokan havayla ciğerlerimi doldurur, nefes verirken kalbimde biriken ne kadar olumsuz duygu varsa hepsini bıkarım. Bir bahar dalıyımdır artık. Hafif, taze, şeffaf, bazen beyaz bazen de şeker pembe...
Babaannem meyve çiçeklerine "bahar" der. Zamanı takvimden değil, ağaçların dilinden öğrenir.
Bahçelerinde meyve ağaçlarının çiçek açtığı evlerde oturmuyoruz artık. Ne meyve ağaçlarının ne de baharda rengarenk çiçekler açan park ağaçlarının isimlerini bilmiyoruz çoğumuz.
Çiçek açmış güzelim ağaçları uzaktan ve bir yabancı olarak seyrediyoruz. Bir köşe başında bembeyaz, top top çiçeklenmiş erik ağacını, bademi, kayısıyı fark etmeden, çiçeklerine dokunmadan geçip gidiyoruz yanlarından. Kışın meyve ağaçlarına bakıp, "Renk renk çiçek açsın, yüreğimi bembeyaz düşlerle süslesin, pembe-beyaz çiçeklerini okşayıp seveyim, sonra meyveye dursun; meyvelerini kendi ellerimle koparayım. Reçeller kaynatayım, marmelatlar yapayım..." diye bekleyip duran kadınlar da azaldı. Kent hayatındaki "yaşam telaşında"...
"Baharın müjdecisi" badem ağaçlarıdır. Baharın gelişini ilk o kutlar. Meyve ağaçlarının en haylazı, en başına buyruk, en risk almayı sevenidir. "Herşeyin bir zamanı vardır" demez, Mart geldi mi, azıcık güneşi görsün yeter! Hemen tomurcuklarını patlatıp, açar. Pembe, beyaz...
Badem Ağacı dedin mi aklıma Datça gelir, Can Yücel gelir... Bir de Aziz Nesin'in "Arkadaşım Badem Ağacı" şiiri, Badem grubunun seslendirdiği...

Badem ve erik ağacının çiçekleri ılık bahar rüzgarı ve yağmurlarıyla savrulmaya başlarken, temkinli elma ağacı güneşi iyice gövdesinde hissedince pespembe çiçekler açar. Ani hava değişimiyle çiçeklerini döküp, meyvesiz bir yazı gözealmak istemez zira! Ne güzeldir, aferindir ona:)
Ne kadar çiçek, o kadar kırmızı yanaklı ve sulu elma... Havalar böyle giderse, bu yaz meyveye doyacağız. Sonra gelsin ev yapımı reçeller, marmelatlar, meyve suları, kompostalar, likörler...
Etrafta uçuşan zıpır kelebekler, telaş içinde çalışan karıncalar, yuva yapmak için gagalarıyla çer-çöp toplayan şarkıcı kuşlar, kocaman kuyruklarıyla bahar gezisine çıkan saksaganlar, çiçeklerin özlerini içen çalışkan arılar...



Cemre düştü çoktan...

Besleyici, sağlıklı ve lezzetli bir yemeğin ardından teşekkür duamı edip, küçük bir kadeh beyaz şarap ve güzel bir kitap ile ödüllendirdim kendimi...
Ruhum ve detoks programına başladığım bedenimle bahara hazırım, ya siz? 
Havalar ısındı, ağaçlar tomurcuklandı, bahar geldi gelecek derken... Tabiat ananın beyaz sürpriziyle uyandık pazar sabahına...
Ankara'ya bir çok açıdan bakılabilir. Cetvel ve pergelle, psikanalizmle, roman ve şiirle, Cumhuriyet nostaljisiyle, demokrasiyle olan ilişkisiyle, denize olan özlemiyle yada kaygıyla...
Ben; roman ve şiirle bakmayı, masallarını keşfetmeyi, olağanüstü güzellikteki hazan mevsimini yaşamayı, günbatımlarını seyretmeyi ve kar yağınca ayağıma botlarımı geçirip, beyaz Ankara fotoğrafları çekmeyi tercih edenlerdenim.
Pazar günü henüz kimsecikler uyanmamışken, eşimle birlikte arkamızda ayak izlerimizi bırakarak Botanik Park'a yürüdük. İlk günaydın selamını Botanik Park'ın yanıbaşında dimdik duran, Ankara'nın simgesi Atakule'ye verdik.
Paris için Eyfel Kulesi veya Roma için Pissa Kulesi ne ise, Atakule'de Ankara için o, bir bakıma. Atakule'nin tarihi bir geçmişi, bize bıraktığı kültürel bir mirası, mimari bir albenisi yok ne yazık ki! O nedenle Efyel ve Pissa Kuleleri'yle Atakule'yi yanyana getirmek her ne kadar abesle iştigal olsa da, bütün Ankara fotoğraf ve görüntülerinde arz-ı endam eder...
125 metrelik Atakule'den kuş bakışı Ankara'yı seyretmek de vardı ama yükseklik korkumuz var bu aralar. Ayağımız yere sağlam bassın:) Foto safariye devam...
Kar yağar da kardanadam yapılmaz mı? Yapılır, hem de en tontonundan:) Başına şapka, boynuna atkı da takılır takılmasına da... Temsili gözler ve burun biraz acayip sanki!
Yaratıcı yurdum insanı yine aklın sınırlarını zorlayan macit mucit fikirler ışığında dikmiş kardanadamını... Mantar gözler, muz burun, çim ağız...
Ilık bir bahar havası var günlerdir Ankara'da... Sabahları uyandığımda üşümüyorum artık. Gökyüzü masmavi. Toprak, kış güneşinin şefkatli kollarına bırakmış çoktan kendini. Havada bir bahar kokusu var sanki, yada ben baharı çok özledim:) Böyle havalarda evde kitap okumayı çok seviyorum. Yeni aldığım kitaplarımı kucaklayıp salona götürüyorum. Pikaba Edith Piaf'ın, "Disque D'or Long" 33'lüğünü (long player) yerleştiriyorum. İşte o muhteşem ses, Edith Piaf ile başbaşayım. Plaktan çıkan sesin, müziğe farklı lezzetler kattığı bir gerçek!




