6 Ağustos 2010 Cuma

Nerede kalmıştık ?


1,2,3,4,5,6,7,8,9,10...........97,98,99,100!
Önüm arkam
Sağım solum sobe
Saklanmayan ebe...
Farkındayım, farkındayım... Aylardır saklambaç oynuyorum. Öyle bir kaçtım ki bulabilene aşk olsun. Belki ebeler ucanmarti.blogspot.com dan aramaktan yorulmuştur beni. Belki de tamamen ümidi kesmişlerdir. Öyleyse umudunu hiç yitirmeyen tüm ebelere selam olsun.
Hava karardı, artık eve dönmenin zamanı geldi.
İşte burdayım; SOBEEEE...
Nerelerdeydim? Nerelerde değildim ki... Alice Harikalar Diyarı'nda tadında hayaller ülkesindeydim. Öyle olunca haliyle insan saklandığı yerden çıkmak istemiyor. Bir macera biterken yenisi başlıyor çünkü... Sonra da o labirentin içinde kaybolup, benim gibi uzunca bir süre yolunu bulamıyor. Nihayet döndüm hem de bi' dolu haberlerle...


Aylar sonra ilk kez klavye başına geçince, insan heyecanlanırmış meğer... Kalbim küt küt atarak, ellerim titreyerek yazıyorum. Yazdıkça mutlu oluyorum. Ne çok ihtiyacım varmış kelimelere...Yazmadığım zamanlarda neler yaptım? Hepsini anlatmam mümkün değil, ama bende "iz" bırakanları paylaşmak isterim. Uçan Martı, Alice Harikalar Diyarı'ndan ilk bölümü bildirir...

Mesela şahane bir insanla tanıştım. İsmi Bahadır Salih. Özbekistanlı... O da babası Habibullah Salih gibi ülkesinde tanınmış bir hattat. Ankara Atatürk Kültür Merkezi'nde açılan "Ülkeler El Sanatları Hediyelik Eşya Fuarı"nda tanıştık Bahadır Bey ile... Çeşitli hat ve tezhip çalışmaları aldık kendisinden. Sonra o kadar iyi dost olduk ki, evimizde misafir ettik bir akşam. Bahadır Bey, yumurta akıyla özel olarak hazırlanan, hazırlanmasının ardından yaklaşık bir yıl sonra kullanılabilen aharlı kağıtlara hat sanatıyla isimlerimizi yazdı. Fotoğrafta görülen ikinci yazı benim ismim  :)den


:)den, Farsça bir isim. "Gül bahçesinden gelen" anlamında... Öyleyimdir :) İsimlerin insanın kişiliğine ve hayatına yön verdiğine inananlardanım.İsimlerden konuşurken, Bahadır Bey'den öğrendiğim ve bana çok sevimli gelen bir bilgiyi de paylaşayım.
"Baykuş"un (her zaman çok acayip bir kuş adı diye düşünmüşümdür) Özbekçe karşılığı "Bayoğlu" imiş. Harflerin büyülü dünyasına girince Bahadır Bey'den "Elif, Lam, Mim" harflerini de rica ettim. Özbekistan'da tezhiple süslendikten sonra bizim evin bir duvarına taşınacaklar. Heyecanla yollarını gözlüyorum...


Sonra şen kahkahaların yükseldiği sürekli dolup taşan sofralar kurdum, dostlar için... Sağlığa kadehler kaldırılırken duydum ilk kez "İnsan dostunu kamburu ile sevmeli" sözünü...


Evimizi organik tarıma açtım. Evet, "tarım" sözcüğü biraz iddialı oldu, "saksı tarımı" diyeyim :) Gönül isterdi ki "balkon tarımı" olsun, ama balkon minnacık, bir de kabin gibi kapalı... Ben de saksı tarımını geliştirdim haliyle... Ne kadar pencerem varsa (bak işte ondan bolca var) önünü domates, biber, roka, fesleğen saksılarıyla bezedim.  Domates fideleri taaa Gürcistan'dan geldi. İlk mahsulü aldık bile... Şimdilerde afiyetle tüketmekteyiz.



Öte yandan bir uçan martı klasiği olan "ev yapımı vişne likörü" için kolları sıvadım. (Tarife buradan ulaşabilirsiniz.) Bu yıl hedef 5 kg. vişne likörü hazırlamak ve doya doya içmek/içirmek...


Meyve sebze alışverişi için organik pazara gitmeyi alışkanlık haline getirdik. Organik pazar, ev yapımı ekmekler, her gün mayalanan kefirler, doğal yöntemlerle yapılan saksı tarımı derken... O kadar organik yaşamaya başladık ki, evimizde karıncalar koloni kurdu. Pencerelerimizin önünde arılar fink atmaya başladı!!!


Organik pazara gittiğimizde hemen yanıbaşında kurulan antika pazarına uğradık sık sık. Gerçi son 8 yılını antika pazarında geçirmiş bir aile için bu bir rutin, fakat bilin istedim ya da ne bileyim yazmayı o kadar özledim ki herşeyi anlatayım istiyorum.


Şahane plaklar aldım buradan. "Issız Adam" filmiyle plaklara merak salmışlığım yok. Yıllardır eşimle birlikte yerli yabancı çok sayıda plak topluyoruz. Bir dönem ben eski kapı anahtarları ve makas, eşim de fener kolleksiyonu yapıyordu. Vazgeçtik sonra, yeni meraklar geliştirdik. Plaklara olan ilgimiz ise şiddetle devam ediyor :)


Sirtaki öğrenmeye karar verdim. Aradım taradım Ankara'da bir tane sirtaki dersleri veren kurs bulamadım. Demek kimse "komşunun" dansıyla ilgilenmiyor. Halbuki ortalık tango, vals, latin dansları hocasından geçilmiyor.  O sırada Yunan asıllı aile dostumuz Fikri Tsaous Bey, yardımıma koştu. "Sirtaki için en az 3 kişi gereklidir. Zeybek, tek başına yapılan ve kanımca bayanlara daha çok yakışan bir danstır. Onu öğren" deyince, zeybek oyunu girdi hayatıma. İzlediğim videolarla evde zeybek öğrenmeye çalışıyorum gizlice. Şimdi pek gizli saklı bir tarafı kalmasa da, en azından zeybek oynama performansım hala gizemini koruyor :)) Tabak kırıp, peçete uçuşturacağım günler de yakındır. Yani öyle umut ediyorum...


Farkı bir müzik türüyle arkadaşlık ediyorum son 1 yıldır. Fado!
Fado, Portekiz halk müziği. Yeni ülkeler fethetmeye çıkan denizcilerin, maceraperest kâşiflerin, balıkçıların geride bıraktıkları sevdiklerinin okyanusa karşı kopardıkları çığlığın adı biraz da Fado... "Kader" anlamına geliyor. Dinleyenler biliyordur mutlaka, bilmeyenler de keşfetsin lütfen... Benim gibi sürekli dinleyenler, burnunun ucunda hep bir deniz kokusu duyacaklar eminim.
Fado'nun efsane ismi Amalia Rodrigues'in cd'leri ve plağı var ben de. Amalia, tamam dinlenesi ama bir de Mariza var ki... İşte o aşık olunası, efsunlu bir ses.


Mariza'yı akşam yemeği için gittiğimiz bir restoranda dinledim ve izledim ilk kez... “Mariza Concerto em Lisboa” DVD'sinden... İnsanı esir alan, doyumsuz bir müzik ziyafeti veren özel bir konser kaydı. Kısacık sarı saçları, esmer teni, siyah elbisesiyle kendi güzel sesi güzel, hayran olunası bir fadista o... İşittiğim en duygulu ses diyebilirim rahatlıkla.


Veee doğum günümü kutladım 27 Mayıs'ta... 34 yaşıma girdim!
"Çok büyüdün, yolun yarısına ne kaldı şunun şurasında" diyor, eş dost. Yolun yarısına yaklaşırken, acaba kendime ne kadar yaklaşabildim?
Neydi en büyük düşüm?
Büyümek!!!
Bir çocuğun düşüydü büyümek, hep büyümek... Büyüdü, büyüdü bak 34 yılı geride bıraktı... Büyüdü, büyüdü kocaman bir kadın oldu. Yuva kurdu, eş oldu, anne oldu ve daha bi'sürü şey oldu. Meraktayım... Sahi tüm bunlar olurken, o küçük çocuğa ne oldu? Dilerim
ben hızla "büyürken", o hep "küçük" kaldı!


Şimdilik bu kadar! Uçan Martı, Alice Harikalar Diyarı'ndan ilk bölümü 'iftiharla' bildirdi :) Daha sırada Amasra, Tire, Bursa, Antalya, Fethiye ve İstanbul seyahatleri var sizlerle paylaşmak istediğim. Bazıları 2-3 günlük kısa seyahatler de olsa, Evliya Çelebi'den sonra en çok gezen 2. Türk olmaya adayım galiba :)

14 yorum:

hepsusluydum dedi ki...

Ohhh ya nihayet döndü benim canım :)denciğim..Çok sevindim:))Bence bir daha gitmesin martıcık Alice diyarlarına:)))Sevgiler dostum Zehr@

Asortik Krep dedi ki...

Sabırsızca bekliyorum, yazını ve seni tekrar Fethiyede görmeyi :)

hepsusluydum dedi ki...

Yeni yaşını kutlamayı unuttum, nice nice yıllara:)))

pelince dedi ki...

Özledik seni,ne güzel anılar bırakmışsın arkanda.Yeni yaşın tüm güzellikleri getirsin sana..Mutlu senelere;)
çok ara verme olur mu?

Sevgiler.

Asortik Krep dedi ki...

Birde gelince şu bit pazarına gidelim beraber :)) olur mu..?

FUNDA dedi ki...

Sizi tekrar okuyabilmek ne büyük bir şans. Artık ümidi kesmiştim. Blogunu kapatacak diye düşünüyordum. Döndüğünüze çok sevindim. Bir daha bu kadar uzun süre kaybolmayın. Yeni bir yazı yazmış mıdır? ümidiyle blogunuza girip, sonra hayalkırıklığına uğramak kötü oluyor.
Geçen zaman içinde neler yaptığınızı özetleyerek dönmeniz çok iyi oldu. Kendi adıma konuşayım merak ediyordum. Yine her zaman ki gibi içten, sürükleyici, sarıp sarmalayan bir yazı olmuş. Keyifle okudum. Serinin 2. bölümü daha heyecan verici ve renkli olacak galiba. Bekliyoruuuuummmm :)

:)den dedi ki...

HEP SÜSLÜYDÜM
"Bu kadar uzun bir aradan sonra Uçan Martı'yı takip eden bir kişi kalmış mıdır?" diye hayıflanırken, yeni postumu yayımladığım an, bir ses duymak beni mutluluktan uçurdu. Teşekkür ederim sevgili dostum :)Gülen yüz ekledim ama sevinçten ağlamaklıyım...

ASORTİK KREP
Beklenmek, beklendiğini bilmek ve özlemle karşılanma... İşte benim duygusal şifrem! Teşekkür ederim canım. Fethiye'ye yerleşme fikri her geçen gün biraz daha netleşiyor;) Orada beklendiğimi biliyorum ya, koşa koşa gelirim.

HEP SÜSLÜYDÜM
Teşekkür ederiiiimmm. Yeni yaşım beraberinde hem hüzünleri hem de mutlulukları getirdi. Hepsi güzel...

PELİNCE
Ben de çok ara vermek istemiyorum artık. Kelimelere ihtiyacım var.
Yeni yaşımın getireceği tüm güzellikleri sevgiyle kabul ederim elbet :) Hadi geliiiiinnnnn...

ASORTİK KREP
Olmaz mı, olur olur hem de çok şahane olur :)

FUNDA
Sizi hayalkırıklığına uğrattığım için çok üzgünüm ama bundan sonra blogumu sık sık güncelleyeceğim :)
Serinin 2. bölümü bana da epey renkli olacak gibi geliyor. Bakalım, süpriz olsun...

ORDAN BURDAN HAYATTAN dedi ki...

çooook özlemişim çooook, hoşgeldin. İyi olduğunu mutlu olduğunu duymak güzel. daha sık yaz bizleri de merakta koyma.

birdutmasali dedi ki...

:) !!!!!
inanamadım !! inanamadım !!!
neler neler yapmışsın )))))
bende gelicem siratkiye..
ah benim bir yanım hep ege :)))
canım güldenciğim hoşgeldin canım..
gökkuşağı renkleriyle dönmen beni çok mutlu etti.
hep keyifli olman dileklerimle....
doğum günün kutlu olsun tatlı kadın :)
sevgiler sevgiler sevgiler..

:)den dedi ki...

ORDAN BURDAN HAYATTAN
Hoşbulduk :)Ne güzel böyle çoşkuyla karşılanmak, unutulmamak... Çok teşekkür ederim Yasemin'ciğim...

BİR DUT MASALI
Nunu'cuğum seni o kadar çok aradım ki, ulaşmak mümkün olmadı. Sanıyorum bıraktığım mesajları almışsındır. İstanbul'da sirtaki dersleri veren kurslar var. Yeter ki gitmek iste :)Bu dansın sana çok yakışacağına eminim.
Kucak dolusu öpücükler...

Adsız dedi ki...

Mariza'yı ben de yıllardır keyifle dinleyenlerdenim. Aynen dediğiniz gibi benim de işittiğim en duygulu ses o. Bir kez dinlediniz mi, o melodiyi içinizde bir kez hissettiniz mi esiri olup çıkıyorsunuz :)))
Yalnız bu durum biraz da içinde bulunduğunuz duygu durumu ve yaşla ilgili. Aşıkken Mariza dinlenmez, ayrılınca süper gider :)))

emy dedi ki...

:)ne güzel,ne eğlenceli,bir yerlerden birşeyler önerivermişsiniz yine..
Yazmaya olan özleminiz her satırda belli ediyor kendini,doyumsuz akıcı uslübunuzla.
tekrardan hoş geldin uçan martı

Tijen dedi ki...

Portekizliler Fado söz konusu oldu mu hemen "saudade müziğidir bu" derler, saudade sadece Portekizce'de olan bir sözcüktür, başka dilde karşılığı yoktur. İşte Fado da saudade'yi anlatır. Onlara diyemedim ki, biz Türkler de özlemi dibine kadar yaşarız, burnumuzun direği titrer (hayallah böyle bir laf var mıydı? yani vardı da öyle değildi galiba)...
Hoşgeldin!

Adsız dedi ki...

Sizi tanımıyorum fakat bir o kadar da tanıdık geliyorsunuz. Blogunuzu uzun süredir takip etmeme rağmen ilk kez yazıyorum size.
Merhaba...
Sizi okumak garip bir dinginlik veriyor. Diğer bloggerla göre daha uzun yazıyorsunuz. Fakat bana kısa geliyor okuduklarım. Bitmesin istiyorum. Daha sık yazın olur mu?
Yeni yazıyı bekliyoruz. E hadi ama, çok beklettiniz. Meraktayız kuzum ;)