Havalar ısındı, ağaçlar tomurcuklandı, bahar geldi gelecek derken... Tabiat ananın beyaz sürpriziyle uyandık pazar sabahına..."Bürokrat yüzlü, gri kent " diyenlere inat, bembeyaz olmuş bugün başkentim Ankara...
Başka hangi kente böylesine yakışır beyaz?
Kar manzaralı pencerenin kenarında, dumanı üstünde sıcacık bir bardak çayın yanına katık ettiğin çıtır çıtır Ankara Simiti ile pazar sabahına başlamanın keyfi nasıl anlatılır? Telaşsız, plansız programsız, randevusuz... Susam tanecikli bir sabah...
Sonradan yerleşsem de, "ama ben içinden deniz geçen kentleri severim" desem de, "gri" denilen bu kenti ne çok seviyormuşum meğer... Eşim, "Sen Ankara'yı seversen o da seni sever" der.
Soğuğuna, poyrazına, kışın lahana gibi kat kat giyinmeye bile alıştığıma göre, seviyorum kardeşim ben bu kenti... Biliyorum o da beni seviyor:) Çocuğunu koruyan bir anne gibi sarılır mıydı yoksa bana? Vefalı, şefkatli, yargısız, dostça...
Bilelim bilmeyelim, yaşayalım yaşamayalım, sevelim sevmeyelim her kentin bir masalı var. Kentleri gerçek kimlikleriyle görmenin, duymanın, yaşamanın ve onunla mutlu olmayı başarmanın sırrı yaşadığımız kentlerin içinde gizli aslında.
Ankara'ya bir çok açıdan bakılabilir. Cetvel ve pergelle, psikanalizmle, roman ve şiirle, Cumhuriyet nostaljisiyle, demokrasiyle olan ilişkisiyle, denize olan özlemiyle yada kaygıyla...
Ben; roman ve şiirle bakmayı, masallarını keşfetmeyi, olağanüstü güzellikteki hazan mevsimini yaşamayı, günbatımlarını seyretmeyi ve kar yağınca ayağıma botlarımı geçirip, beyaz Ankara fotoğrafları çekmeyi tercih edenlerdenim.
Pazar günü henüz kimsecikler uyanmamışken, eşimle birlikte arkamızda ayak izlerimizi bırakarak Botanik Park'a yürüdük. İlk günaydın selamını Botanik Park'ın yanıbaşında dimdik duran, Ankara'nın simgesi Atakule'ye verdik.
Paris için Eyfel Kulesi veya Roma için Pissa Kulesi ne ise, Atakule'de Ankara için o, bir bakıma. Atakule'nin tarihi bir geçmişi, bize bıraktığı kültürel bir mirası, mimari bir albenisi yok ne yazık ki! O nedenle Efyel ve Pissa Kuleleri'yle Atakule'yi yanyana getirmek her ne kadar abesle iştigal olsa da, bütün Ankara fotoğraf ve görüntülerinde arz-ı endam eder...Eski cıvıl cıvıl ve şaşalı günlerinden uzakta olsa, hala Ankara'nın alameti farikasıdır Atakule...
125 metrelik Atakule'den kuş bakışı Ankara'yı seyretmek de vardı ama yükseklik korkumuz var bu aralar. Ayağımız yere sağlam bassın:) Foto safariye devam...Karlı bir pazar gününün keyfini çıkaran tek biz değildik elbet. Görevi karlı kaldırımları temizlemek olan işçiler de, hem kar kürüdüler hem de kartopu oynadılar... Yaptığın iş ne olursa olsun sevmek ve onu eğlenceye dönüştürmek bu olsa gerek:)
Kar yağar da kardanadam yapılmaz mı? Yapılır, hem de en tontonundan:) Başına şapka, boynuna atkı da takılır takılmasına da... Temsili gözler ve burun biraz acayip sanki!
Yaratıcı yurdum insanı yine aklın sınırlarını zorlayan macit mucit fikirler ışığında dikmiş kardanadamını... Mantar gözler, muz burun, çim ağız...Çok yaratıcı bir millet olduğumuz kesin ama insan yine de Çin'de yapılan kar ve buz heykeller festivalinin Ankara Botanik Parkı'nda inşaa edileceği günleri hayal etmeden geçemiyor. Düşünsenize heykeltraşlar ve güzel sanatlar fakültesi öğrencileri toplanmışlar muhteşem güzellikte kardan heykeller yontuyorlar... Tabii bu hayale bir de kar yağdırma teknolojisini de eklemek şart. Bildiğimiz ve bildiğiniz üzere "Ahh nerede o Ankara'ya lapa lapa yağan, yolları kapatan eski karlar" durumu sözkonusu. Küresel ısınma diyorlar bu duruma!
Şimdilik muz burunlu kardamadamlarla idare edececeğiz belli ki:) Olsun, bu da güzel... Mantar gözlüm, tontonum seneye de bekleriz...
İstanbul'un gölgesinde kalmış, hep onunla kıyaslanmış, renksizlikle suçlanmış, bürokrat maskesi gerçek sanılmış, bozkır güzeli, Ata'nın kenti Ankaram... Sana en çok beyaz yakışıyor. Kazıyınca griyi, altından hep beyaz çıkıyor. Bunu bildiğinden belki, her kış beyaza boyuyor seni tabiat ana...
Ankara'da güzeldir... Çam ağaçlarının karlı manzarasında kaybolmak, sevgiliye sımsıkı sarılmak, hiç ayak basılmamış kar üstünde yürümek, beyaz rengin verdiği huzuru içine çekmek, üşüyen ellerine "hoh" yapmak, sokağın başındaki kestaneciden kese kağının içinde aldığın nar gibi kızarmış kestaneleri ağzını yaka yaka yemek, bir yudum cep kanyağı ile içini ısıtmak,
Ve... bir de Ankara marşını diline dolamak...
"Ankara Ankara güzel Ankaraaa
seni göörmek ister her bahtı kara"
Ankara'da güzeldir... Çam ağaçlarının karlı manzarasında kaybolmak, sevgiliye sımsıkı sarılmak, hiç ayak basılmamış kar üstünde yürümek, beyaz rengin verdiği huzuru içine çekmek, üşüyen ellerine "hoh" yapmak, sokağın başındaki kestaneciden kese kağının içinde aldığın nar gibi kızarmış kestaneleri ağzını yaka yaka yemek, bir yudum cep kanyağı ile içini ısıtmak,
Ve... bir de Ankara marşını diline dolamak...
"Ankara Ankara güzel Ankaraaa
seni göörmek ister her bahtı kara"
Ankara sevilmiz mi, gün gelir sevilir... Hem de çok sevilir...
Ankara'yı seven ve özleyen tüm dostlara selam olsun...
Ankara'yı seven ve özleyen tüm dostlara selam olsun...
24 yorum:
evet arada yapıyorum öyle süprizler ;)
Gülden'ciğim bende televiyonda izleyince çok kıskandım.Biz daha bir avuç kar görmedik:)Ankara'da olmak vardı dedim içimden.Eşim Ankara'da askerliği yaptı o zamanlar çok gidip gelmiştim ama 9 senedir gitmedim.
23 Nisan'da Borayı getirmek istiyordum Anıtkabire ama bu sene de olamıyacak sanırım...
Kardan adama çok güldüm,pek şeker burnu :)
Bu hafta gördüğüm ikinci karlı park görüntülü Ankara resimleriydi :) Zaten aklım gidiyor,Ankara'ya gelmek istiyorum..Fotoğrafları görünce yine aklıma geldi :(
Resimler çok güzel ,unutmadan..
Ankara benim için de unutulmayacak sevgili,unutmadığım gençlik yıllarımdır.Çankaya da henüz Ata kule yokken inşaat aşamasında tam karşısındaki İş bankasından hesaplarını tutan, yıllarca döner kuleden Ankara'yı izlemeyi hayal eden ben ,o yıllardan sonra 1 kez gidebildim vefakar dostuma.Botanik park,kuğulu park ve gençlik parkı ve tüm Ankara sevdalısı dostlarım benden de selam olsun sizlere.Sevgilerimle dilek.
İşte ilk kez Ankara hakkında güzel cümleler duydum.Sen bu güzel cümleleri yazarken sanki yanımda ve seni sesli okurken hissettim...
Çok güzeldi pazar günün,her günün böyle anlamlı geçsin...
Özledik yazılarını Güldencim,aksatma bizleri...
hoşgeldin Ankaralı arkadaşım,özlemişiz gerçekten seni.ben Ankaraya hiç gelmedim nedense hiç istemedim de,aynen dediğin gibi içinden deniz geçmeyen yerlerde yaşamayamam diyenlerdenim belki de.eşim çok sever üniversiteyken çok gidermiş arkadaşlarıyla,bir gün trene atlayıp gelme hayalimiz hala baki.kimbilir belki karlı bir kış günü olur,sevgiler
Bu anlattıklarınızdan sonra sevilmez mi .. Hele de o güzel resimlerle...
hay allahım; evlenip eşimle istanbul'a yerleştiğimizden beri ankara bu kadar güzel görünmemişti gözüme..
yazını okuyunca; arkadaşlarımı mı özledim, bembeyaz karı mı, gençliğimi mi, siyah simiti mi, yoksa güzel kokulu anacımı mı özledim bilemedim valla :(
Nerlerdeydiniz :)
Of of havaya bak mis gibi kar kedinlikle benim oraya taşınmam lazım...
Sevgiler
oy Ankara'm oyyyy...benim de burnumda tütüyor...hele geçen kadınlar gününde daha çok özledim.çünkü gençlik! dönemlerimizde 8 mart a Yüksel caddesindeki etkinliklere katılırdık...evlendik ayrı kaldık memleketimizden...sevgiler
Belki İnanmayacaksın ama bende İzmir'e giderken kar'ı gördüm..Susurluktan sonra 1 saat kar'ı seyrede seyrede gittik..Harika bir anı oldu benim için..2o Yıl üzerine otobüsle gitmenin heyecanıda ayrı idi..(fobim var)
Sanırım şimdi sırada Ankara var..
Yazdıklarını okurken ve fotoğraflara bakarken büyük keyif aldım..Sanki bende oradaymışım gibi hissettim..Gönlüne ve kalemine sağlık tatlım..
Ayrıca çok geçmişler olsun tatlım..Umarım şimdi daha iyicesinizdir..Ve dilerim ki,bundan sonra sıklıkla yazılarını okuyor oluruz..
Ellerine sağlık tekrardan..Lafı bile olmaz tatlım..))Mutlu olman benide çok mutlu etti biliyorsun..)
Kocaman sevgilerle..
:)denciğim, Ankara yazın beni 1982-1985 yılları arasındaki Gazi'deki öğrencilik yıllarıma götürdü..Ama ben Ankara'nın İstanbul'a dönüşlerini çok sevmiştim :))
Yazılarına çok ara veriyorsun, özletiyorsun kendini :( Sevgilerimle Zehr@
Pazar günü gribin etkileri yavaş yavaş beni terkederken karın güzelliği de iyice içimi coşturdu.
Gerçekten güzeldi Pazar sabahı Ankara...
Sevgiler.
Kardeşim askerliğini Ankara'da yapmıştı.. Çok farklı duygularla gitmiştik Ankara'ya onu ziyarete.. Aklımda kalan şehrin kuru soğuğuydu; bir türlü alışamadığımız..
Uçan Martıcım
19 Mart 2009 Tarihli habertürk gazetesinin 20 sayfasında web günlüğünde senin bu yazın "Ankara'da susam tanecikli bir sabah" olarak yayınlanmış. Haberin olsun dedim.Gazeteyi bulamazsan bende var canım sevgilerimle dilek.
Sevgili Uçan Martı,
Çok güzel bir yazı, Ankara'yı yeniden keşfetmek, birde anlattığın güzellikle bakmak geldi içimden. Ankara'da beni cezbeden sadece Anıtkabirdir.
Sevmemek değildir benimkisi, denizi olmayan hiç bir il beni çekmez ki! Ankara ise tam orta yerinde denize çok uzak dörtbir yanı diye düşünürüm. Atam'ı ziyarete giderim zaman zaman. Çok güzel anlatmışsın senin gözünle bakasım geldi.
Sevgiler...
Ankara bence de çok güzel.
Şimdi İstanbul'da yaşasam da kalbim hala Ankara'dadır. Ata'nın kenti Ankara'da yaşam daha sakin, duyarlı ve şefkatlidir aynen bizlere aktardığınız gibi.
Kendine özgü farklı bir dokusu ve insan profili vardır. Kılıç ve kalkanlarınızı kuşanmadan yaşayabilirsiniz mesela. İstanbul'da bu zor! Her an, kimden nasıl bir zarar gelecek korkusuyla sokağa çıkıyoruz.
İstanbul Orhan Veli'nin İstanbul'u değil artık, gözlerini kapatıp dinleyeceğin.
Özlemle okudum yazınızı. Teşekkürler...
Bu kadar güzel manzaralar ve yazılarla Ankara sevilmez mi hakikaten ......Özledik seni Gülden 'ciğim. Çok geçmiş olsun ,sağlıcakla kal..
Ankara güzeldir gerçekten. Yaşamasını bilene, hissedene, bir de onu canı gönülden sevene!
Ankara yazıları yazmaya devam edin lütfen. Anlatılacak ne çok hikayesi vardır. Sizin kaleminizden Ankara'yı okumak ve tanımak herkese iyi gelecektir emin olun.
Belki o zaman "gri sıfatından" kurtulur başkentimiz. Sonbaharını, kaleyi, Ulus'u, eski sokaklarını, Gençlik Parkı'nı Cumhuriyet dönemi binalarını yazın lütfen.
Kalp kalbe karşı diye buna derler sanırım. Sayfana geldim, son iki yazına şöyle bir göz gezdirdim. Fotoğraflara baktım. Yorum sayfanın açılmasını beklerken diğer sekmedeki hotmailime gittim yeni bir posta var mı diye... Aaaa bir de ne göreyim senden yorum gelmiş:) Şimdi ben yazılarını sindirerek okumaya gidiyorum. Bu arada Ankara benim gördüğüm ilk büyükşehir olması açısından önemli bir yere sahiptir bende. Ankara ya gelmek demek tiyatro, sinema demekti benim için:) bu da ayrı bir güzellik. Severim Ankara' yı. Çok öpüyorum seni Gülden'cim.
Sevgilerimle...
Öğrenciliğimin en unutulmaz karlı kış günleri Ankara'da geçti. Ne çok anı birikti başkente dair belleğimde. Yazınızı okurken hepsi birer ikişer dökülmeye başladı gözümün önüne. Tıpkı film şeridi gibi:) Sabah kar yağmış beyaz bir Ankara'ya uyanmak, sonra fakülteye gitmeyi es geçip, en ucuz öğrenci eğlencesi kartopu oynamaya dalmak. Kızılay'daki kafelerin birinde sıcak sahlep içmek. Isınmak için Gima'ya girmek. Ardından Kızılırmak sinemasında film izlemek. Olgunlar Sokak'da akşamı etmek... Ne güzel günlermiş meğer.
Teşekkürler, anılarıma yaptırdığınız yolculuk için.
Merhabalar bloğunuzdan habersiz Ankaralı olarak anılarımdan kesitler bulunan bir yazı yazıpta yeterli foto arayılşında rastladım m bu güzel bloğa. Ankaralı aşığı olarak sizinde sevmen,iz daha bir gururlandırdı beni siz çok gğüzel kaleme almışsınız benim o kadar kalem yeteneğim yok ne yazıkki.Bu güzel yazınız ve fotolar için çok ama çok teşekkürler sizi de takip edeceğim tabi ki sevgiyle kalın eşinize selam ve hürmetler.
Yorum Gönder