





Eskiden tebdili mekan eyleyip geri dönen dostlara, "Yediğin içtiğin sana kalsın, gezip gördüğün yerleri anlat" denirdi. Yediğini içtiğini anlatmak ayıptı çünkü! Laf lafı açıp da konu yemek bahsine geldiğinde söze, "Söylemesi ayıp akşam ... yedim de" şeklinde mütavazı bir üslupla girilirdi. Yiyebilen var yiyemeyen var, canı çekmesin diye... Galiba artık gezip görmek kadar yeme içmenin de coğrafyayla, iklimle, sosyal yapılanmayla ve tarihle sıkı bağları olan kültürel bir parametre olduğunu farkettik. O halde, yediğimiz içtiğimiz bize kalmasın. Bu gezi yazısına Fethiye lezzetleri ile son noktayı koyalım.
Tatile çıkmadan önce Fethiye'de yaşayan Asortik Krep'ten , "nerede ne yenir, ne içilir" bilgisini almıştım. Bu liste işimizi kolaylaştırdı. Ayrıca kendi keşiflerimiz de oldu. Turizmin getirdiği hareketlilikten ötürü Fethiye'de restoran seçenekleri oldukça fazla... Aç kalmanız imkansız. Döner ve fast food büfeleri, dünya mutfaklarından mönüsü olan restoranlar; gözleme, alabalık, bıldırcın, köfte yapan kır lokantaları, yöresel ve İngiliz kahvaltısı veren yerler, yat limanındaki kordonda sıralanmış şık balık lokantaları... Kısacası Fethiye mutfağı her bütçeye ve mideye uygun zengin bir çeşitlilik sunuyor. Bir de işletmelerin hemen hepsi mönü ve fiyatlarını restoran önlerindeki tabelalara yazıyorlar. Bu uygulama da seçim yapmanızı kolaylaştırıyor.
Bunca yeme içme mekanı arasında en doğru adresleri bulmak ve hedefi on ikiden vurmak isteyenlere işte Uçan Martı'dan öneriler...
Kahvaltı için Fethiye merkeze 12 km. uzaklıktaki Kargı Köyü Enver Yalçın Yörük Müzesi'ne gidin... (Ama mutlaka gidin :)
Çevresi zeytin ve narenciye ağaçlarıyla çevrili şirin bir butik otel burası. Kıl çadırın içine kurulmuş bir de yörük müzesi var. Fethiye'nin köylerinden toplanmış yaklaşık 2 bin adet eski tarım araç ve gereçleri burada sergileniyor. Yörüklerin yaşamlarından izler taşıyan müze de görülmeye değer.
Otelin bahçesinde tavuk, koyun, inek, eşek, köpek, kedi ne ararsanız var. Zaten tanıtım broşürlerinde de bu bilgi şöyle veriliyor: "Müessesemiz köy yerinde olup; yörük yaşamının canlandırıldığı yer olduğundan ayrıca kendimiz de çiftçi olduğumuzdan horoz öttü, eşek anırdı, öküz böğürdü, kuzu meledi, kedi miyavladı, köpek havladı gibi şikayetleri kabul etmeyiz."
Çiftlik hayatının yaşatıldığı bu aile işletmesinin sahibi Aysun ve Enver Yalçın çifti.
Köy Kahvaltısı ve açık büfe akşam yemeği dahil konaklama kişi başı 50 YTL. Oda kahvaltı konaklamak isterseniz 40 YTL. Ya da bizim gibi nefis bir köy kahvaltısı yapmak için günübirlik uğrayabilirsiniz. Aysun Hanım'ın kendi elleriyle hazırladığı kahvaltı sadece midenizi değil, gözünüzü doyuruyor.
Köy ekmeği, katmer, bazlama, yufka, saç böreği, deri peyniri, kara kovan balı, zeytin, reçel, yoğurtlu biber kızartma, domates, sahanda yumurta, meyve tabakları... Akşama kadar yeseniz de bitiremeyeceğiniz zenginlikte bir kahvaltı masası. Daha da güzeli tüm kahvaltılıkların kendi yetiştirdikleri ürünlerden hazırlanmış olması...



Yeni demlenmiş bir çaydanlık dolusu çayın yanı sıra taze sıkılmış meyve suyu da Aysun Hanım'ın özel ikramı. Greyfurt, portakal, mandalina, limon, karadut gibi bahçeden toplanan meyvelerden kokteyl olarak hazırlanan bu meyve suyunu içmeye doyamayacaksınız.
Kahvaltı için tavsiye edeceğim ikinci durak ise cuma pazarı. Fethiye'de salı ve cuma olmak üzere haftada iki kez pazar kuruluyor. Köylü kadınların kendi bahçelerinde yetişdirdikleri ürünleri sattıkları cuma pazarı gerçekten de görülmeye değer. Yaşamın tüm renkleri ve kokuları bu pazarda. Gezilmeli, görülmeli ve koklanmalı mutlaka...
Tatile çıkmadan önce Fethiye'de yaşayan Asortik Krep'ten , "nerede ne yenir, ne içilir" bilgisini almıştım. Bu liste işimizi kolaylaştırdı. Ayrıca kendi keşiflerimiz de oldu. Turizmin getirdiği hareketlilikten ötürü Fethiye'de restoran seçenekleri oldukça fazla... Aç kalmanız imkansız. Döner ve fast food büfeleri, dünya mutfaklarından mönüsü olan restoranlar; gözleme, alabalık, bıldırcın, köfte yapan kır lokantaları, yöresel ve İngiliz kahvaltısı veren yerler, yat limanındaki kordonda sıralanmış şık balık lokantaları... Kısacası Fethiye mutfağı her bütçeye ve mideye uygun zengin bir çeşitlilik sunuyor. Bir de işletmelerin hemen hepsi mönü ve fiyatlarını restoran önlerindeki tabelalara yazıyorlar. Bu uygulama da seçim yapmanızı kolaylaştırıyor.
Bunca yeme içme mekanı arasında en doğru adresleri bulmak ve hedefi on ikiden vurmak isteyenlere işte Uçan Martı'dan öneriler...
Kahvaltı için Fethiye merkeze 12 km. uzaklıktaki Kargı Köyü Enver Yalçın Yörük Müzesi'ne gidin... (Ama mutlaka gidin :)
Çevresi zeytin ve narenciye ağaçlarıyla çevrili şirin bir butik otel burası. Kıl çadırın içine kurulmuş bir de yörük müzesi var. Fethiye'nin köylerinden toplanmış yaklaşık 2 bin adet eski tarım araç ve gereçleri burada sergileniyor. Yörüklerin yaşamlarından izler taşıyan müze de görülmeye değer.
Otelin bahçesinde tavuk, koyun, inek, eşek, köpek, kedi ne ararsanız var. Zaten tanıtım broşürlerinde de bu bilgi şöyle veriliyor: "Müessesemiz köy yerinde olup; yörük yaşamının canlandırıldığı yer olduğundan ayrıca kendimiz de çiftçi olduğumuzdan horoz öttü, eşek anırdı, öküz böğürdü, kuzu meledi, kedi miyavladı, köpek havladı gibi şikayetleri kabul etmeyiz."Çiftlik hayatının yaşatıldığı bu aile işletmesinin sahibi Aysun ve Enver Yalçın çifti.
Köy Kahvaltısı ve açık büfe akşam yemeği dahil konaklama kişi başı 50 YTL. Oda kahvaltı konaklamak isterseniz 40 YTL. Ya da bizim gibi nefis bir köy kahvaltısı yapmak için günübirlik uğrayabilirsiniz. Aysun Hanım'ın kendi elleriyle hazırladığı kahvaltı sadece midenizi değil, gözünüzü doyuruyor.
Köy ekmeği, katmer, bazlama, yufka, saç böreği, deri peyniri, kara kovan balı, zeytin, reçel, yoğurtlu biber kızartma, domates, sahanda yumurta, meyve tabakları... Akşama kadar yeseniz de bitiremeyeceğiniz zenginlikte bir kahvaltı masası. Daha da güzeli tüm kahvaltılıkların kendi yetiştirdikleri ürünlerden hazırlanmış olması...


Yeni demlenmiş bir çaydanlık dolusu çayın yanı sıra taze sıkılmış meyve suyu da Aysun Hanım'ın özel ikramı. Greyfurt, portakal, mandalina, limon, karadut gibi bahçeden toplanan meyvelerden kokteyl olarak hazırlanan bu meyve suyunu içmeye doyamayacaksınız.
Kahvaltı için tavsiye edeceğim ikinci durak ise cuma pazarı. Fethiye'de salı ve cuma olmak üzere haftada iki kez pazar kuruluyor. Köylü kadınların kendi bahçelerinde yetişdirdikleri ürünleri sattıkları cuma pazarı gerçekten de görülmeye değer. Yaşamın tüm renkleri ve kokuları bu pazarda. Gezilmeli, görülmeli ve koklanmalı mutlaka...
"İyi de Uçan Martı, aç aç da pazarda gezilmez ki" diye söylenen blog dostlarına diyeceğim odur ki, Cuma Pazarı'nın kurulduğu alanda kahvaltı yapabileceğiniz gözlemeciler var. Saç böreği veya bazlamadan hazırlanan onlarca çeşit iç malzemesi seçenekli bir kahvaltı midenize bayram ettirecek cinsten.
Otlu, kaşarlı, patatesli, kıymalı, çikolatalı, karışık... Gözlemelerin arasında hangisini yiyeceğimize uzun süre karar veremedik. Sonra kaşarlı bazlama ve otlu karışık saç böreğine "Evet" dedik; yanına birer de demli çay söyledik. Masalardaki kavonoz dolusu turşular da işin bonusu. Yiyin yiyebildiğiniz kadar:) Balıkadamım; sıcacık, mis gibi kokan bazlamayı görünce, fotoğraf çekmeme bile izin vermeden çatalıyla derhal taarruza geçti:)
Bazlama nasıl lezzetli, nasıl güzeldi... Ardından otlu karışık gözleme geldi. Turşuyla birlikte tadına doyum olmuyor. Bir de sabah pazara gelirken balıkadama, "Fazla aç değilim" demiştim. "Aç değilim, diyenden korkacaksın" diye boşa söylememişler, zira koca bir kavonoz turşunun yarısını mideye indirdim, gözlemelerle birlikte...
Bu harikulade kahvaltı sonrası pazarı dolaştık. Balı akan keçiboynuzları, devasa acurlar, çok sevdiğim kırmızıbiberler, irili ufaklı hatta kurtlu elmalar, çiçeği burnunda çıtır salatalıklar, yeşil kök yapraklarıyla demetlenmiş havuçlar ve daha neler neler... Üstelik hepsi doğal ve taze...

Kent yaşamı pazarların cümbüşünü bizden alıp götürdü geçen yıllar içinde... Yerini sayıları hızla artan süpermarketler aldı. Manav reyonları hepsi tornadan çıkmışcasına düzgün, cilalı ve renkli; ama tatsız tuzsuz sebze-meyvelerle doldu. Ondandır köylü pazarlarına duyduğumuz özlem... Ankara'da bunları bulamayız; biraz ondan, biraz şundan derken neredeyse bütün pazarı yükledik arabamızın bagajına ve de arka koltuğuna:)
Otlu, kaşarlı, patatesli, kıymalı, çikolatalı, karışık... Gözlemelerin arasında hangisini yiyeceğimize uzun süre karar veremedik. Sonra kaşarlı bazlama ve otlu karışık saç böreğine "Evet" dedik; yanına birer de demli çay söyledik. Masalardaki kavonoz dolusu turşular da işin bonusu. Yiyin yiyebildiğiniz kadar:) Balıkadamım; sıcacık, mis gibi kokan bazlamayı görünce, fotoğraf çekmeme bile izin vermeden çatalıyla derhal taarruza geçti:)
Bazlama nasıl lezzetli, nasıl güzeldi... Ardından otlu karışık gözleme geldi. Turşuyla birlikte tadına doyum olmuyor. Bir de sabah pazara gelirken balıkadama, "Fazla aç değilim" demiştim. "Aç değilim, diyenden korkacaksın" diye boşa söylememişler, zira koca bir kavonoz turşunun yarısını mideye indirdim, gözlemelerle birlikte...
Bu harikulade kahvaltı sonrası pazarı dolaştık. Balı akan keçiboynuzları, devasa acurlar, çok sevdiğim kırmızıbiberler, irili ufaklı hatta kurtlu elmalar, çiçeği burnunda çıtır salatalıklar, yeşil kök yapraklarıyla demetlenmiş havuçlar ve daha neler neler... Üstelik hepsi doğal ve taze...

Kent yaşamı pazarların cümbüşünü bizden alıp götürdü geçen yıllar içinde... Yerini sayıları hızla artan süpermarketler aldı. Manav reyonları hepsi tornadan çıkmışcasına düzgün, cilalı ve renkli; ama tatsız tuzsuz sebze-meyvelerle doldu. Ondandır köylü pazarlarına duyduğumuz özlem... Ankara'da bunları bulamayız; biraz ondan, biraz şundan derken neredeyse bütün pazarı yükledik arabamızın bagajına ve de arka koltuğuna:)
Elimde poşetle hem tezgahlardan sebze meyve seçtim hem de kendi kendime söylendim: "Bunların bir bölümünü kışın tüketmek üzere derin dondurucuda stoklarım, bir bölümünü dostlarımla paylaşırım, kalanları da taze taze afiyetle yeriz..."
İnsan bedenine böylesine doğal ve toprak kokulu yiyecekler aldığında ruhu daha bir mutlu oluyor sanki. Sizi bilmem ama ben öyleyim işte. Bir de iştahım gayet açık:) Sadece elim kolum değil, ağzımda hep doluydu pazarda gezerken. "Tadına bak da al kızım" diyen hiçbir teyzeyi kırmadım mesela:) Frenk yemişini (Fethiyeliler mısır inciri diyor) dikenlerinden dolayı soyup yemesi zahmetlidir, ama onu bile yedim ayaküstü pazarda...

İlk kez Fethiye'de yediğim, basit ama çok leziz bir tat var ki, onu da yazmadan geçemeyeceğim. Halka doğranmış soslu patates kızartması! Onu diğer patates kızartmalarından ayıransa, sarımsak ve limonla hazırlanan sosu. Küçük patatesler halka halka doğrandıktan sonra zeytinyağı ile bir güzel kızartılıyor ve üzerine bol miktarda rendelenmiş sarımsak ve limon suyundan hazırlanan sos ilave ediliyor. Hepsi bu kadarcık... fakat ortaya çıkan aroma müthiş.

Sıra geldi akşam yemeğine...

İlk kez Fethiye'de yediğim, basit ama çok leziz bir tat var ki, onu da yazmadan geçemeyeceğim. Halka doğranmış soslu patates kızartması! Onu diğer patates kızartmalarından ayıransa, sarımsak ve limonla hazırlanan sosu. Küçük patatesler halka halka doğrandıktan sonra zeytinyağı ile bir güzel kızartılıyor ve üzerine bol miktarda rendelenmiş sarımsak ve limon suyundan hazırlanan sos ilave ediliyor. Hepsi bu kadarcık... fakat ortaya çıkan aroma müthiş.

Fethiye'de konakladığımız bir hafta içinde çok farklı lezzetleri deneme imkanı bulduk.Ancak bir yer var ki; mezeleri, sunumu, mekanı, servisi ve dostluklarıyla gönlümüzde taht kurdu. Ankara'dan onca yolu burada sadece bir akşam yemeği yemek için bile gelebiliriz. O kadar özel ve gelinesi bir yer yani... Yat limanındaki Uğur Mumcu Parkı'nın içinde sıralanmış şık balık lokantalarından biri.
İsmi; Kefal... Küçük, şirin, deniz kokulu bir balık restoranı. Restoranın önüne ve bir kaç metre ötedeki yolun karşısına kurulmuş beyaz örtülü birkaç masadan ibaret. Çevre o kadar büyülü ve huzur dolu ki sevmemeniz imkansız. Kefal'in sürekli müdavimleri olduğundan rezervasyonsuz boş masa bulma ihtimaliniz düşük. Benden söylemesi...
Kefal'in mutfağından çıkan ve bizi mest eden o nefis lezzetlerin yaratıcıları Selma ve Orhan (beyaz tişörtlü) SİVİŞ çifti. Deniz ürünleri ustası olan ve sürekli yeni lezzetler keşfeden çift, aynı zamanda Kefal'in sahibi. Onlar 6 yıldır hergün önlüklerini takıp mutfaklarında eşsiz ve yeni lezzetler yaratmaya devam ediyorlar. Servisi ise Mehmet (kravatlı olan) ve Ahmet beyler yapıyor. Ahmet beyin takma adı; Aguş. Herkes ona Aguş diye hitap ediyor. Bu 4 kişilik ekibin donattığı masada hayatınızın en unutulmaz deniz ürünlerini yiyeceğinize emin olabilirsiniz.
Mutfağın vitrinine bakar mısınız? Denizden yeni çıkmış ahtopot, kalamar, karides, çeşit çeşit balık... Ne ararsanız var. Hepsi taze ve pişirilmeye hazır... Bizim gibi denizden çıkan her bir şeyi neşeyle ve teşekkürle yiyen bir çift için bu manzara fazlasıyla iştah kabartıcı:)
Mehmet Bey, mönüyü sayıyor ilk önce... "Ne varsa getir sırasıyla, deniz ürünlerinin hepsini yeriz" cevabını alınca, başlıyor servise. Açılışı domatesli deniz börülcesi ve bol zeytinyağlı salatayla yapıyor.

Ardından salamura balık geliyor. Minik bir çatal alıyoruz; her yerde yenmez, malum kokusu ağırdır filan... O ufacık çatal, ömre bedel bir lezzet yayıyor damağa... Ekmeğimizi sosuna bannndıraaa bannndıraaa... tabağı silip süpürüyoruz...
Deniz ürünleri köftesi, şu, bu, o derken fındık kalamar ile ara sıcaklara geçiyoruz.
Akşamın sürpri ise "kalamar kokoreç" idi. "Kalamardan kokoreç mi olur?" demeyin. Bal gibi oluyor; hem de harika oluyor. Bu farklı lezzet Orhan SİLİŞ'in keşfi. Uzun denemeler sonrası ortaya çıkmış ve kısa sürede baştacı olmuş bir lezzet başkenti kendileri...
Kalamar dolma da ayrı lezzet bombası. Envai çeşitte deniz ürünlerinden hazırlanan bir içle, kalamar dolduruluyor. Üstüne de tarifi sır gibi saklanan kremalı bir sosla servis ediliyor. Bu enfes lezzetin yaratıcısı yine Orhan Usta... Tadına doyulmuyor, zaten büyük olan porsiyon yetmiyor, tabağı yalamak falan istiyorsunuz:)
Yirmiye yakın deniz ürünün ardından final olarak "ızgara mavi yengeç" geldi masamıza. Bütün olarak değil de, rahat yenmesi için kırılmış şekilde... Mavi yengecin gögüs ve kıskacındaki beyaz eti yeniliyor. Tadı, damakta bıraktığı lezzet muhteşem. Adını kıskaçları ve ayaklarındaki mavi renkten alan mavi yengeç, ülkemizde Ege ve Akdeniz kıyılarında bol miktarda bulunuyormuş. İyi bir protein deposu olan bu yengeç türünün Türkiye'de henüz keşfedilmemiş bir tat olduğunu anlatan Orhan Usta, mavi yengecin genelde yabancılar tarafından tüketildiğini söyledi. Böylesine güzel ve farklı bir lezzetin tabaktaki görüntüsünü sizlerle paylaşmayı çok isterdim, ama ne yazık ki fotoğrafını çekmeyi unuttum. Hem de iki kez yememe rağmen! O muazzam tat aklımı başımdan aldı belli ki! Amma ve lakin Fethiye'de yaşayan sevgili Asortik Krep, Orhan Usta'ya selamımızı söyleyip, ızgara mavi yengecin bir fotoğrafını çekip yollarsa, ben de seve seve yayınlarım:)NOT: Mavi yengeç fotoğrafını yaklaşık 8 ay sonra kardeşim Önder (maviş balık), arkadaşlarıyla birlikte yaptığı Fethiye kaçamağı sırasında çekip gönderdi. Teşekkürler maviş balığım... İyiki varsın, böyle kardeşler dostlar başına.
Vee... nihayet Uçan Martı çekmeyi unuttuğu mavi yengeç fotoğrafını gururla sunar:)
Fethiye'ye yolunuz düşerse şuralara illaki gidin, tadın, yiyin, için... dedikten sonra bir de uyarıda bulunmak isterim: "Kendi balığını seçip satın al, sonrada etrafındaki lokantaların birinde pişirttir" konsepti her ne kadar cazip görünse de Fethiye çarşısının hemen bitişiğinde yer alan balık pazarına gitmeyin derim.
Balıkçılardan aldığınız balıklar taze ona diyeceğim birşey yok ama pişirme ve servis ücreti olarak kişi başına belli bir ücret ödediğiniz restoranlarda servis ve sunum kötü. Yanına özensizce yerleştirilmiş bir dilim limon ve bir dal roka ile masamıza getirilen canım levreğin akibetini aşağıdaki fotoğraf anlatmaya yeter sanıyorum. Fiyatlar da makul sayılmaz. Memnun kalabileceğiniz tek şey odun fırınında pişmiş, tahin ve helvadan yapılan bir tür tatlı.
Fethiye'de son akşam yemeğimizi de begonvilli bir balkona kurulmuş sevecen bir dost sofrasında yedik. Balıkadamın liseden yatılı okul arkadaşı öğretmen Yüksel Bey ve eşi Oya Hanım'ın nazik davetleriyle evlerini ziyaret ettik. Fizik öğretmeni olan Oya Hanım, ders çıkışı bir çırpıda birbirinden lezzetli bir mönü hazırlamış bize. Afiyetle, sohbetle, keyifle yedik içtik. Teşekkürler...
Blogumu yakından takip edenlerin bildiği üzere yemek, balıkadam ve benim için karın doyurmak anlamına gelmez asla. Fizyolojik ihtiyacın yanı sıra mutluluk ve zevk veren, ritüeli olan bir eylemdir yemek yemek. Doyan sadece mideler değil, gönüllerdir aynı zamanda... Aşk vardır yemekte... Tıpkı ünlü yazar Ernest Hemingway'in dediği gibi; "Yemekte aşk olduğunu keşfettim başka hiçbir yerde kalmamış olsa da. Sindirim sistemim dayandığı sürece bu aşkın peşinden gideceğim..."Ben de Hemingway gibi sonuna kadar aşkımın peşinden gitmeye kararlıyım:)
Lezzetle kalın...
21 yorum:
Yörük Müzesine gitmiş olmanız zaten sizin altın sofralardan birini bulmuş olmanızı gösteriyor :))
Kefal'in yeri'nin güzelliğini biliyorum ama bir arkadaşım sizi götüreceğim dediği için onsuz da gidemediğim için sırada bekleyen bir yerdi bizim için..Mavi yengeci çekeriz tabii ki ne demek siz istedikten sonra..
Yalnız dostlar orada balık gelene kadar doyarsınız zaten dediklerinden mezelere dikkat çekmişlerdi :)
Tüm Fethiye lezzetleri gözlemlerinize katıldığımı belirtir, başka güzel yerlerin keşfi için bu sene de sizleri bekleriz artık diyelim :))
İyi bayramlar :)
TATLIM İYİ BAYRAMLAR DİLİYORUM..
RESİMLER ÇOK HOŞŞ..
SEVGİLER nUnU
Çok iştah açıcı bir yazı olmuş:) Bilgilendirici de aynı zamanda. Yemeğin sadece bir karın doyurma eylemi olmadığını vurgulamanız, bir ritüeli olduğunu hatırlatmanız ne hoş. Belli ki sofra adabını, yeme içme kültürünü iyi bilen birisiniz. Damak düşkünleri için son derece keyifli bir anlatım. Ellerinize, ruhunuza, yüreğinize sağlık...
BERNA
Güldencim,
çOk acıktığımı hissettim.Hatta burnuma kokular geldi. Blogtaki fotoğraflara bakarken bazılarını, ölmeden yiyeyim bari bile dedim içimden... :)
Afiyet olsun demeli..
Yemek gerçekten bir ritueldir. Sana kendi enerjisini verirken, görselliği ve bıraktığı tad ile gönülleri fetheder..
Bir de şu vardır.Bir yemek önüne geldiğinde, onun nimet olduğunu, sevgiyle yapıldığını, güzelliğini, kokusunu, tadını hakkını vererek yemek.. Sadece doymak adına olmayan bir anlayışta yemek ve bu keşfe çıkabilmek.. İşte o zaman yiyen de o bereketi ve enerjiyi doğru aliyor..
Bayramınız ve tatiliniz çok güzel geçsin:)
Sağlıklı,mutlu,huzurlu,sevgi dolu bayram geçirmeni dilerim canım.
Demek ki Fethiye'ye gideceğimiz zaman bu bilgilerden yararlanacağız.Teşekkürler canım.
Sevgiler...
Sevgili Uçan Martı'nın rehberliğinde alemlerden alemlere uçtuk gerçekten.Yediklerimizin ve içtiklerimizin nereden gelip nereye gideceği bilinciyle gözümüzü kapatıp aşkla soluduk rengarenk oluşumları, yenilesi nimetleri.Ellerine ve yüreğine şükrettik, sevgilerimizle dilek.
Fethiye'de bahsettiğiniz Kefal Restoran'ın telefon numarasını verebilir misiniz? İnternette sitelerine rastlayamadım. Önümüzdeki yaz yine Fethiye'de tatilde olacağız. Biz de ailece deniz ürünlerini ayıla bayıla tüketenlerdeniz de:)
Süper keyifli, heyecan verici ve bol iştah açıcı bilgilerle bizleri zenginleştirdiğiniz için çok teşekkürler. Bloglardaki bu tür rehber bilgiler bugüne kadar beni hiç yanıltmadı. Son derece güvenilir ve iyi niyetli yazılar bunlar. Daha doğrusu paylaşımlar. Kaleminiz de çok kıvrak. Hele şu Hemingway'in yemekle/aşk bağlantısı çok hoşuma gitti.
Sevgiyle, mutlulukla kalın...
Sevgili Uçan Martı, ben bu tavsiyeleri bir kenara not alıyorum: Yörük Müzesi ve Kefal'in yerine gidile!!!:)) Sağol paylaştığın için.
Martıcım,sende rehber olmadığından izninle telefon numarasını ben yazıyorum..
Kefal'in yeri: Uğur Mumcu parkı karşısı 0 252 614 39 18
Yörük Müzesi : 0 252 623 95 58
Kargı köyü - Fethiye
www.yorukmuzesi.com
Fethiye'yi çok güzel anlattın teşekkür ederim. Ama benimde hakkımı vermek lazım doğru yerlere yönlendirmişim sizi:)) Bayramın 3. günü bizde çocuklarla yörük müzesinde kahvaltı yaptık, akşamına da kefal Orhan'da idik o lezzetler aynen duruyor :))
Fethiye'den eşine ve sana sevgiler, selamlarrrr....
Sevgili UÇAN MARTI şu Kefal Restoran'ı acayip merak ettim doğrusu. Fotoğraflar öyle iştah açıcı ki... Bir de keşke mavi yengeci fotoğraflamayı unutmasaydınız. Çatladım ekran başında nasıl birşey ki diye...
Hayal de edemiyorum.
Seneye Fethiye'ye tatil planı yapıyoruz biz de eşimle sayeniz de. Yazdıklarınızı okuyup da yerinde durabilene aşk olsun. Pılımızı pırtımızı toplayıp tatile oralara gidelim dedik. Bekle bizi Fethiye...
Bu arada bayramın ikinci günü ben Yörük Müzesine kahvaltıya gittiğimde onlar hakkında yazdığınız güzel şeyler için açıp bloğunuzu gösterdim..Enver Bey görmüş ve çok memnun kalmış..Bana sizlerin "Aulgn Ailesiyle " geldiğinizi ve tanıştığınızı anlattı :) Sen nerden gördün dedi .. Bende onları netten tanıyorum dedim sadece :))
Asortik Krep
:)Kefal'de balıktan ziyade deniz ürünleri yemekte fayda var. Bu kadar zengin çeşit varken üstelik... Önümüzdeki yıl yine Fethiye'ye gelmeyi çok istiyoruz. Yeni keşifleri birlikte yaparız artık.
Bir Dut Masalı ve Berna
:)Güzel yorumlarınız için çok teşekkürler...
Brajeshwari/Burcu
:)Bana hediye ettiğin "Ye,Dua Et, Sev" adlı kitabı bayılarak okuyorum.
Serap ve Zerrin'in Pasta Evi
:)Fethiye Lezzet Durakları'nın yolu oralara düşenlere rehberlik etmesi dileğiyle...
Sufi/Dilek
:)Bedenimize aldığımız tüm yiyecek ve içecekleri şükrederek, nereden geldiğini bilerek tüketiyoruz ne mutlu bize ki... Hedonistlik değil bizim ki;)
Nejat
:)Sevgili Asortik Krep, aşağıdaki ikinci yorumunda ilgili yerlerin telefon numaralarını vermiş sağolsun. Mutlaka gidin, çok seveceksiniz.
Şafak
:)Sizlere minicik dahi olsa bir katkı yapabiliyorsam, Uçan Martı görevini yerine getirmeye başlamış demektir.
Başak
:)Yörük Müzesi, Cuma pazarı ve Kefal bizi olduğu kadar sizi de mutlu edecektir.
Asortik Krep
:)Canım çok teşekkür ederim verdiğin bilgiler için. İzin ne demek...
Aulgn
:)Sevgili Aulgn, eşim ve kendim adıma asıl teşekkürlerimiz size tabiki. Ben bulunduğunuz görevi düşünerek, isminizi yazımda izinsiz kullanmanın sizi zor durumda bırakabileceğinden çekindim biraz. Keşke şu havalı blog isminizi daha önce alsaydınız:) Sayenizde Kefal Restoran gibi şahane bir lezzet durağıyla tanıştık. Orayı özel kılan; eşşiz lezzetler sunmasının yanısıra Sevgili Orhan Usta, Selma Hanım, Mehmet Bey ve Aguş gibi dünya tatlısı insanlarla sohbet etmek.
Zeliha Hanım ve çocuklara selamlar sevgiler...
Şenay
:)Asortik Krep, bana mavi yengecin fotoğrafını çekip gönderince, hemen yayınlayacağım merak etme.
Asortik Krep
:)Canım, Enver Bey yanlış hatırlıyor. Aulgn ailesiyle değil, balıkadam ile başbaşa gittik oraya:) Enver Bey'in yorumlarını bloguma bekliyorum.
Sevgiler, selamlar...
Ben yanlış hatırlıyor olabilirim belki de onların tavsiyesiyle geldi sen neden biliyorsun demek istemiş olabilir Enver Bey :))
İlk gördüğümde ileteceğim kendisine..
Asortik Krep merhaba, Enver Bey yanlış hatırlıyor beraber gitmedik ama Uçan Martı ve Balık adama yörük müzesini ve Kefal Orhan'ı ben tavsiye etmiştim :) Selamlar...
Hocam (aulgn), muhtemelen sizin tavsiye ettiğinizi söyledi Enver Bey ben beraber olduğunuzu düşünüp yanlış anladım..
Ortak çok tanıdığımız var ama bir türlü karşılaşamadık :))
Zaten farklı bir şey söylemedim..Tavsiyeler sizden :)
Hepsi birbirinden nefis fotoğraflarla Fethiye lezzetlerinin arasında kayboldum.. Yüreğine sağlık Gülden'cim..
Böyle bir blog sayfanızda bizim restorantımızı tanıtmanız beni ve eşimi , personelimi çok memnun etti.Sizlerin sayesinde Bu yazınızı okuyarak restoranımızı ziyaret edenler oldu.Teşekkür Ederim ilginiz için.Sizleri herzaman bekleriz,ağırlamaktan onur duyarız.....KEFAL RESTAURANT (Orhan SİVİŞ , Tel:0-252-6143918)
Yorum Gönder