28 Ekim 2008 Salı

Kayaköy Ve Üzümlü

Üniversitede ikinci sınıftayken, 8. Ankara Uluslararasi Film Festivali'nde ulusal belgesel film yarışmasında, birincilik ödülünü alan Mihriban Tanık'ın "Zamanın durdugu yer: Kayaköyü" isimli belgeselini izlemiştim. Yıl 1996. O kadar etkileyici bir belgeseldi ki, izlediğim görüntüleri ve metni unutmamak için çeşitli notlar düşmüştüm yanımdan hiç ayırmadığım küçük not defterime. Bir de uçan balon çizmiştim yanına. Üstünde "bir gün buluşmak dileğiyle" yazan... Hayallerimi, çizdiğim uçan balonların üstüne yazardım o zamanlar. Uçan balon çizmediğim gün de yoktu ki:) Neyse uzatmadan esas konuya döneyim. Geçen yıllar içinde o not defteri kaybolup gitti ama belgesele ait notların yeraldığı sayfa, eski bir kitabımın içinde saklı durur hala.
İşte tam 12 yıl sonra belgeselde görüp öyküsüne vurulduğum, zamanın durduğu kentteyiz. Yıl 2008 aylardan Eylül. Yer Fethiye, Kayaköy! O sıralar Fethiye semalarında mutlu mesut uçan bir balon gördüyseniz bilin ki o benim hayalim:)

Fethiye'den yaklaşık 8 km. sonra dağ yolundan giderken, birden karşı yamaçta karşımıza çıkıveriyor Kayaköy... Antik adıyla Karmylessos, Rumca adıyla Levissi. Köye giriş ücreti kişi başı 8 YTL. Fevkalade bir mimari ile yapılmış iki katlı evlerden geriye sadece taş duvarlar kalmış, gerisi yok... Çatı, kapılar, pencereler yok... Kayaköy'ün dar sokaklarında geçmişin izlerini sürerken, farkediyoruz ki hiç bir ev diğerinin manzarasını kesmiyor. Böyle zarif bir anlayışın mimari sonuçları bu evler. Kayaköy, dünyanın ilk yerleşim merkezlerinden birisi. Hititler, Likyalılar, Doğu Romalılar ve son olarak Osmanlılar hüküm sürüyor bu topraklarda. Yörenin tarihi İsa'dan 4 bin yıl öncesine kadar gidiyor anlayacağınız. Osmanlılar döneminde, yamaçtaki bu taş evlerde Rumlar, ovada ise Türkler yaşıyor. Barış içinde bir arada...

Kayaköy'de yaşayan Rumların kilisesi, şapeli, okulu, hastanesi, eczanesi, dükkanları, zanaat atölyeleri, kütüphanesi ve Güney Ege'nin en güçlü gazetesi "Karya"yı çıkaran basımevleri var. Eğitime çok önem veriyorlar. Ayrıca Kurtuluş Savaşı sırasında da Türk ve Rum kökenli ailelerin birbirlerine hiç düşmanlık duymadan yaşadığı ender köylerden birisi Kayaköy. Savaş öncesinin dostluk, barış ve kardeşlik havası aynen sürmüş. Zaten yörede savaş da yok. Bir İtalyan savaş gemisi ufukta görünür gibi olmuş. Tepeye topu taşıyıp elli pare falan atmışlar. İtalyanlar'da savuşmuş, hepsi o!
Savaş sonrası, 1922 yılının sonbaharında mübadele kararı alınmış. Lozan’da imzalanan "Nüfus Mübadelesi Sözleşmesi" ile Anadolu’dan giden toplam bin 300 Rum’a karşılık; Yunanistan’da yaşayan 400 bin Müslüman Türkiye’ye göçmüş. Mübadele ile toplam 1 milyon 700 bin insan, doğduğu toprakları terk etmek zorunda kalmış. Kayaköy'ün Rumları gitmek istememişler. "Gerek de yok, sebep de" diye direnmişler. Bakmışlar şimdilik gitmekten başka çare yok. Evlerindeki taşınabilir birkaç parça eşyayı alıp, aynen bırakmışlar. Anahtarlarını da muhtara teslim etmişler. Geri döneceklerine inanır gibi... Üç gün yolda beklemişler hatta. Ümit etmişler ki, "Geri dönün" emri gelecek. Gelmemiş! Gözyaşları içinde Fethiye Limanı'ndan, Girit ve Yunanistan'a gitmişler.

İstemeden kopup geldikleri toprakların özlemiyle "Biz aynı coğrafyayı isteriz" demişler. Tüm kıyıyı gezip, tıpkı Kayaköy'e benzeyen bir yamaçta, yeni Kayaköy'ü kurmuşlar. Buradaki Kayaköy'e ne olmuş derseniz? Mübadelede gelen Türkler, bu köyde yaşayamamışlar. Çünkü onlar çiftçi, geniş araziye ihtiyaçları var. Oysa giden Rumlar sanat erbabı olduğundan küçük alanlarda iş kurmuşlar. Böylece "Biz burada yaşayamayız" diyen Türkler, kendilerine gösterilen yeni yere göçmüşler. Terkedilen Kayaköy, 60'lı yıllara kadar aynen kalmış. Ya sonra? Sonrası acıklı...

Demokrat Parti'nin son yıllarında merkezden yerel idarelere para gönderilemeyince, Adnan Menderes bir genelge yayınlamış, "Ne bulursanız taşınır, satın" diye... Genelgeden sonra geriye Kayaköy'ün iskeleti kalmış yalnızca. Para eden her şeyi satmışlar. Tabii araya talancılar da girince, bu acıklı tablo çıkmış ortaya...

2000'li yıllarda gelindiğinde, (bekleyen bir çok proje olsa da) keçilerin Kayaköyü mesken tutmalarının dışında, değişen pek birşey yok! Zengin bir kültürel mirasın izleri taşıyan Kayaköy'ün tarihi bir ahıra dönüştüğünü görmek ve bu şirin hayvanların harabelerin yıkılmasını hızlandırdığını bilmek üzüyor insanı.

Kayaköy'deki; şapeller, çeşitli atölyeler, okullar, eczane, kütüphane, hastane ve gümrük binası fiziksel koşullara çok fazla direnememiş ancak 2 tane kilise hala ayakta. Bunlardan biri, orjinal ismi Taksiyarhis olan Yukarı Kilise. Kilisenin avlusunda çakıl taşlarıyla oluşturulmuş mozaiklerin bir bölümünü görmek heyecan verici.
Yerleşimin ortasına yakın hakim bir tepenin üzerinde kurulmuş olan kiliseden geriye pek birşey kalmamış. Duvarlarındaki mimari elemanlar, freskler, boyalar kazınmış...

Kilisenin içini gezerken, duvarların bir bölümündeki küçük küçük delikler dikkatimizi çekiyor. Deliklerin içi bir insan elinin girebileceği büyüklükte ve içi çömleğe benzer bir tabakayla kaplı. O sırada kiliseyi gezen ve fotoğraf çeken bir gezgin, mübadele döneminde buradan göç eden Rumların giderken altınlarını küplerle bu deliklere sakladıklarını sonra da dönüp, geri aldıklarını söyledi. Ne kadar doğru bilmiyoruz artık.

Orjinal ismi Panayia Pirgietissa olan Aşağı Kilise ise, Yukarı Kilise'ye göre daha iyi durumda. Çünkü 1960'lı yıllara kadar burası camii olarak kullanıldığından, korunmuş.

Taş evlerin, dar sokakların, geriye kalan harabelerin hikayelerini dinledikten sonra Kayaköy'den ayrılmak çok zor geliyor. Bu yamacı ardında bırakıp gitmek kolay değil. Ankara'dan tası tarağı toplayıp, şu taş evlerden birine yerleşmek geçti içimden. Bir uçan balon daha çizdim defterime... Üzerinde "birgün buralarda yaşamak dileğiyle" yazan...
Hüznü, bir yaka çiçeği gibi üstünde taşıyan Kayaköy'e elveda derken, "Zamanın durduğu yer: Kayaköyü" belgeseli başladı anılarımın ekranında...
"Bu kentte evlerin gözleri bomboş. Gözbebekleri insanların yok. Evler ölmüş, evler kör... Bahçelerde ocaklar kararıp kalmış. Bacalar tütmüyor. Sokaklarda ayak sesleri, çocuk sesleri yok. Bahçe duvarlarının ardından türkü sesleri de gelmiyor. Zaman durmuş..."

Kayaköy'den sonra balıkadamın Tire Endüstri Meslek Lisesi'nden Fethiyeli okul arkadaşı Ali Bey ile Üzümlü'ye gittik. Fethiye'ye 15-20 km. uzaklıktaki beldenin asıl ismi Yeşilüzümlü. İngilizlerin parsellediği bu şirin belde, Ali Bey'in doğup büyüdüğü yer. Buraya kadar gelip, anne Güler Teyze ile tanışmamak olmazdı. Bir de Güler Teyze'nin kocaman bahçeli bir evde yaşadığını öğrenince, eteklerim zil çalarak gittim tabii:) 80 yaşındaki Güler Teyze, bahçesinde ağırladı bizi.

Bir yanımda sebze bahçesi, meyve ağaçları... diğer yanımda üzüm bağı... Körün aradığı bir göz Allah verdi iki göz:) Güler Teyze'de demez mi "Canınız neyi çekerse, dişiniz varken koparın yiyin bol bol. İlaç, hormon hiçbirşey yok." E, bu durumda beni tutabilene aşk olsun:) Balıkadam soluğu incir ağacının altında aldı. Ben, mor salkımlı üzümlere koştum...

Derken gözüm minnacık taneli yeşil üzümlere kaydı. Beldeye ismini veren, tadı ve aromasıyla ünlü yeşil üzümleri koparıp, olay mahalinde afiyetle yedim:) Ali Bey en lezzetli üzümleri gösterip, "Asıl şurdakiler çok güzeldir. Salkım salkım kesin, yanınızda Ankara'ya götürürsünüz" deyince, orda film koptu zaten!

Sadece üzümle yetinmedim. Dalında nazlı nazlı duran kırmızı yanaklı bir kaç tane narı da attım çantama. Sonra elma, kış armudu...

Toplayıcılık kadınların genlerinde! Bakın nasıl da mutlu oldum meyve topladım diye... Bir de insanlık için küçük ama benim için büyük bir keşif yaptım. Güler Teyze'nin komşusunun bahçesinde (Ne işin var orda demeyin, toplayıcılık geninin beni getirdiği nokta bu:) ilk defa gördüğüm bir ağaç buldum. Ceviz büyüklüğünde kimi sarımtırak kimi kahverengi meyveleri var. Balıkadama koştum heyecanla, "bak ne buldum" diye...
"Hünnap bu, canım benim. Kendi kendine yetişen bir ağaçtır." dedi.
-Hııımmm!
Hünnabın meyvesi iyice olgunlaştıktan sonra yenirmiş. Önce olgunların ardından ham meyvenin tadına baktım. Nefis! Ama ben ham olanları daha çok sevdim. Kütür kütür... O kadar lezzetli ki, biraz toplasam mı?
İyilik meleğim;
-Bu eylem, toplamaktan ziyade aşırmaya giriyor Uçan Martı!
Şeytanım;
Huu... Uçan Martı. Ayol, kime sesleniyorum ben? Bak ağacın dalları meyveden yere sarkmış. Yükünü hafifletirsin. Bir sepet toplasan nolacak. Hadi canım oyalanma. Pamuk eller ağaca...

Sonuç mu?
Güler Teyze'nin komşuları beni affetsin, şeytanıma uydum hünnap topladım. Bir avuçcuk ama:)

31 yorum:

Sibel dedi ki...

Kayaköy'ün hüzünlü hikayesini çok güzel anlatmışsınız. 2 yıl önce gezip görmüştüm.
Hünnabı da ilk kez sizden öğrendim ben de. Görüntüsü iştah açıcı. Tadı neye benziyor acaba?

Meral dedi ki...

Kayaköy'deki eski taş evleri restore ettirip, oraya yerleşen bir kaç yabancı var. Ben de taş evleri çok seviyorum fakat o civarda fiyatlar uçmuş durumda! Uçan balon çizip, hayalleri üstüne yazma fikrine bayıldım:) Dilerim uçan balonlara yazdığınız tüm hayalleriniz gerçekleşir. Bundan sonra gördüğüm her uçan balona "Aaa... Uçan Martı'nın bir hayali daha gerçekleşmiş" diye bakacağım:)
Hünnaba gelince, biliyorum onu. Çok lezzetli bir meyve. Hamlarının tadı Amasya Elması'na benzer.

Aylin dedi ki...

Valla ben olsam şeytanıma uymuşken bir sepet toplardım. Hünnap güz meyvesidir, çok severim ya...

pel!n dedi ki...

Fethiye'ye daha önce bir çok kere gitmiş olmama rağmen Kayaköyü ilk kez senden duydum ve merak içinde okudum..Hikayesi çok etkileyici..
Uçan Balon çizmek ise müthiş hoş...

Hünnab'ı ise daha önce duymuştum ama ilk kez yakından görmüş oldum..Lezzetini bende merak ettim..

Asortik Krep dedi ki...

Benim de hünnap çok sevdiğim bir meyve.Üzümlü gezisinde ağacını çekmiştim ama daha meyveler olmamıştı.Bu arada Kaya girişi kişibaşı 8 ytl değil diye biliyorum.Hangi kapıdan girdin,küçük kiliseye yakın olan mı yoksa büyük kiliseye mi..? Ona göre araştıracağım.Her iki görevliyi de tanıyorum.
Karya diye gazete çıktığını bende bilmiyorum.Burası Likya ya :)Birde o bilgi doğru mu bakacağım..sen nerden okudun ya da öğrendin..? Ya da rehber mi söyledi?

Üzümlü ve Kaya gerçekten güzel bir yer :)

Şu deneme yazısını da yayınla artık lütfen..Aklım o yazıda kaldı :)

Brajeshwari dedi ki...

hünnap...hünnap...ne olaki simdi..Ben ki hic tadmadigim meyveleri merak ederim.Simdi hayalimde, yorumlardanda yola cıkarak elma tadında birsey dusunuyorum..Bir avucta bize getirseydin keske :)

Kayaköy'ün enerjisini bende severim.Bir arkadasim, bazi tarihi yerlerin enerjilerinin insana iyi geldigini soylemisti..Senin gezdigin yerlerden topladigin enerjiler, hep bana dogru da gelsin istiyorum..

balon fikrini sevdim..Benimde gittigim yerlerde havaya dilek tohumu ekerek " burada yaşamak istiyorum" gibi bir rituelim var..Hep tutuyor..

Canım çok fena üzüm çekti.. :(

Tülin dedi ki...

Gezi yazılarınızı çok beğendim. Maşallah Evliya Çelebi gibi geziyorsunuz:) Seyahat bloglarını takip ediyorum ama sizin kadar güzel yazana, bilgi verene rastlamadım desem yeridir. Bu kadar şeyi en ince ayrıntısına kadar nasıl aklınızda tuttuğunuzu merak ettim doğrusu. Not defteri de bir yere kadar. Kim tatilde not tutar ki?

Zarpandit :) dedi ki...

hünnapı ilk annem yedirdi bana bak hiç bilmiyorsunuz hayat elma armut değildi biz kucukken demişti :) ne gulmustuk sonra hunnaplar geldi ve kızılcıklar daha sora değişik dag yemişleri hatta komposto reçel bile yapıldı zamanında onlardan..kayakoye diyecek laf yok bir an içimden keske yapısı bozulmadan şirin bir kasabaya cevrilse dedim..bende kayakoyde uyuma fırsatı yakalardım hem :))

:)den dedi ki...

Sibel
:)Hünnabın tadı elma ve armut arası birşey. Aromasını ben çok sevdim.

Meral
:)Çok uçan balon görmen dileğiyle...

Aylin
:)Komşu evde değildi o sırada, yoksa "biraz hünnap toplayabilir miyim?" desem eminim ağacın tamamını indirirlerdi. Fethiyeliler son derece misafirperver ve gönlü zengin insanlar.

Pelin
:)Fethiye'ye yine giderseniz, Kayaköy'ü mutlaka görün derim.

Asortik Krep
:)Kayaköy'e Yukarı Kilise'ye çıkılan bölümden girdik. Giriş ücreti aklımda 8YTL.diye kalmış. Karya bölgesi bugünkü Muğla ve Aydın illerini kapsar. O dönemde (M.Ö 11. yy.) Lydia, Karya ve Lykia uygarlıkları var. Karya, "Dağların Ülkesi" olarak biliniyor. Heredot, Karyalıların Anadolu'nun yerli halkı olduğunu söyler ayrıca. Verdiğim bilgiler içinde yaşadığımız zaman dilimine (21.yy) göre doğru ama yarın ne olur bilinmez tabii:)Tarih sürekli yeniden yazılıyor biliyorsun.
Üzümlü şirin bir yer ama çimento fabrikası kurulmak isteniyormuş. Bu girişim Üzümlü'nün sonu demek, yazık!
Fethiye'den lezzetler yazısını da yakın da yayınlayacağım merak etme. Blogumu yakından takip edenler bilir ben girdiğim her yazıya fotoğraflarıyla birlikte çok özen gösteriyorum. Bu kadar emek verince de haliyle çabuk tüketilmesin istiyorum. O nedenle sık yazı yayınlamıyorum.

Brajeshwari/Burcu
:)Burcucum ismi kulağa çok melodik geliyor değil mi? Hünnap, hünnap... Gönül bir avuç değil, bir sepet getirmek isterdi ama meleğime kulağımı tamamen tıkayamadım işte:)Hayal ritüelleri, içimizdeki çocuğa ait sanıyorum.

Tülin
:)Evliya Çelebi'ye yaklaşmam için daha çoookkk gezmem gerek çoookkk...

Zarpandit/Gökçe
:)"Hayat elma, armut değildi biz küçükken" şahaneymiş Gökçe. Bu anne derkileri... çok yaratıcı bulmuşumdur hep. Son zamanlarda bu yabani meyveler fazlasıyla dikkatimi çekmeye başladı. Hepsiyle tanışmak istiyorum mümkünse!

Zerrin Pasta Evi dedi ki...

Kayaköy'ün hikayesini etkilenerek okudum. Her zamanki gibi anlatımın çok güzel :)

Güler teyzenin komşu bahçesi bölümünü gülerek okudum :) Affederler merak etme :)

Üzümlerde üzüm hani :)
Hünnap duydum ama hiç tatmadım.

Sevgiler...

Damak Tadı dedi ki...

Yine çok etkileyeci bir hikaye ve harika anlatım..Okurken adeta ruhum dinleniyor güzel martım..
Kayaköy'ü bilmiyordum ve sayende öğrenmiş oldum..Teşekkürler..!

Meyveler,meyveler..asla meyvesiz bir hayat düşünemeyiz ailecek..Sadece meyve ilede yaşayabiliriz..))

Hünnap çok severim..Özellikle miniklerinden almaya çalışırım..Kadıköy balıkçı çarşısında halen manavlarda mevcut..))Paylaşımların beni mutlu ediyor tatlım..


Dilerim tüm dilediklerin gün gelir gerçekleşir..


Gönlüm diyorki,pideleri-börekleri-kekleri yapıp martıma gönder..))


Sevgilerimi ve gönlümden geçen güzellikleri gönderiyorum şimdilik sana güzel martım..

Tijen dedi ki...

Hünnapa ben de bayılırım. Bu sene bizim pazarlardan birinde tazesini bulup aldım ama tam olgunlaşmadan toplamışlar, hayal kırıklığına uğradım! (Bu arada browni'yi beğenmene sevindim. Ben de beğendim ama bir süre yapacağımı zannetmiyorum, yassah!)

Nilambara dedi ki...

Sevgili Gülden,
Mübadele yılları tarihimizin duygusal anlamda en acı veren dönemlerinden biri. Hala gönlü burada kalan ve burada da hala gönlü öbür yakada kalan mübadeleye zorlanmış, ve o yılların acı izlerini taşıyan yüzlerce insan var, bazen belgesellerde rastlıyorum ve o zaman anlatımlarına yansıyan acıyı yürekte hissetmemek mümkün değil. "Mübadele Yılları" isimli bir kitap var, ne yazık ki şuanda yazarını hatırlayamıyorum, o yılları o yıllarda yaşanaları politik düzeyde değil "insan" bazında anlatan çok etkileyici çok güzel bir kitap, oldukça eski bir kitap ama bulursan tavsiye ederim.

Bir başka acı veren nokta da, tarihi dokuya gösterdiğimiz saygısızlık ve yok edici hırs... Kayaköyün yamaçlarında tırmanırken kendimi keçi gibi hissettiğim zamanlarda da, Sümela'da, Kapadokya'da ve daha pekçok yerde de aynı derin acıyı yüreğimde hissettiğimi hatırlıyorum.

Buarada, kendimi zor tuttum o güzel üzümlerden uzanıp bir-iki tane koparmamak için :)

Ve geriye dönüp kontrol etmedim ama sanki son gezilerinde yoluna çıkan tüm teyzelerin adı Güler, ya da gönülleri öyle güzel gülüyor ki benim aklımda mı öyle kaldı acaba.... eğer öyleyse çok hoş bir tesadüf ya da hiçbirşey tesadüf değil ya hani, bir anlamı olmalı ve ne ola ki.. :))

sevgilerimle...

Asortik Krep dedi ki...

:)den, "Güney Ege'nin en güçlü gazetesi "Karya"yı çıkaran basımevleri var."Matbaaları olduğunu biliyorum benim merak ettiğim gazetenin adının Karya olduğunu hangi kitaptan ya da bilgiden öğrendiğiniz :)

Üzümlü de güzel bir gelişme var, çimento fabrikası için yürütmeyi durdurma kararı çıktı ama savaş devam ediyor..(Bu konuyla ilgili bir yazım da var arşivde)

hepsusluydum dedi ki...

Sevgili :)den yine çok güzel yazmışsın, bilgine sağlık..
Biz neden böyleyiz,neden geçici çözümlerle yaşamaya çalışıyoruz, neden yapılanı yıkıyoruz? Akdenizlilikten mi acaba? Gökçeada'ya da geleceksin inşallah, aynı metezori terkedilişi orda da görecek ve üzüleceksin..
Hazır mübadale konusuna değinilmişken okumayanlar için Yaşar KEMAL'in Bir Ada Hikayesi Dörtlüsü kitaplarını önerelim mi Güldenciğim?
Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana -1
Karıncanın Su İçtiği-2
Tanyeri Horozları-3
Çıplak Deniz Çıplak Ada-4 (Bu kitap henüz yayınlanmadı sanıyorum )Ama ilk üçü mutlaka okunmalı, muhteşem..
Çok konuştum,kusura bakmayın,konu kitap olunca çenem düşer de :) Zehr@

Αzαв-ı мυкα∂∂єѕ dedi ki...

Değişik yerleri geziyoruz sayenizde (:

Ömer dedi ki...

Mübadele yıllarıydı... Vatanım sol göğsümde ağrıyordu... Haymatlos bir serserilikten "kimlik" arayışında toprak kokusu arıyordum... Toprak... Kokusu sararmış otlarla, aroması çoçukluğum toprak...
Yollar önümde, ama ben gönülsüz... Ne çetin yıllarımdı; ne amansız saatler.... Çıplak ayakla yüremek istedim yüreklerde; ve ayaklarım sevgiyle bulaşsın yerğime; ve
ve sen çıktın vatanıma el sallayan;
"Hey... İşte burası", diye....
Mavi bayraktı elindeki; bense beyaza razıydım oysa... Yüreğine hapsettin beni, vatanım oldu; vatanım oldun; evet "Vatanım"... Hem de mübadele yıllarımda...
Sonsuz coğrafyan; anne şefkatın
ve
sevgili sıcaklığınla
ellerinden,
ellerinden
ve
yüreğinden ÖPÜYORUM:
İZNİNLE...

Geveze Kalem dedi ki...

Merhaba,
Ökseotuyla ilgili bilgiye ulaştım. Aslında çok basit bir uygulaması varmış.
Bir avuç ökseotunu yıkayıp direk olarak bir sürahi suyun içine atıyorsunuz. O sürahiyi ilk kullanımda 3 haftada, daha sonrakini 2 haftada ve daha sonrakini 1 haftada bitirecek şekilde her gün içmeniz gerekiyormuş. Ökseotunun tazesinin daha yararlı olduğu söyleniyor ama aktarlardan kuru olarak almak mümkün.
Doğrusu eşimden aldığım bu bilgilerden ben pek tatmin olmadım. Bir arkadaşımın babası uyguluyor bunu. Ona da sorup garantiye alacağım bilgiyi. Yarın öğrenirim sanıyorum. Hemen bilgilendiririm.
Bu arada vertigonun birçok kademesi varmış, ilk kez duydum. Umarım sizinki hafif olandır.
Umarım en kısa zamanda bu problemden kurtulursunuz.
Sevgilerimle...

ferkul dedi ki...

resim de, anlatım da yine çok yerinde
ustaca

:)den dedi ki...

Zerrin'in Pasta Evi/Zerrin
:)Üzümlerin tadı görüntüsünden daha güzeldi.

Damak Tadı/Gül
:)Şahane börek çörek yapıyorsun. Sen göndermezsen, bir gün dayanamayıp çat kapı evine geleceğim;)

Mutfakta Zen/Tijen
:)Ben olgunlaşmamış hünnabı daha çok sevdim.

Nilambara/Nilgün
:)Tavsiye ettiğiniz "Mübadele Yılları" adlı kitabı aradım ama bulamadım. Sahaflara bakacağım bir de. Tarihi dokuya verilen zarar, akıllara durgunluk verecek düzeyde haklısınız. Harabelerin tepesine tırmanıp kırmızı boyalarla isim yazan vandallar her yerde! Tosun edebiyatına merakımız; parklardaki ağaçlardan banklara, otobüs duraklarından, kamuya açık tuvaletlere kadar her yerde ortaya çıkıyor. Yazmayı seven bir milletiz:)
Sevgili Nilambara, bloguma yazdığım her yazının diğer yazılarla birlikte kendi içinde bir kriptosu var. Bugüne kadar bunu farkeden tek kişi siz oldunuz. Şuan hissettiklerimi nasıl ifade edeyim bilmiyorum ki...
Fethiye gezisinde karşılaştığım her iki teyzenin ismi de "Güler" çıktı:) Pazarda alışveriş yaptığım teyzelerden birinin ismi daha "Güler"di. Tesadüf değil elbet! Kendini :)den olarak tanımlayan ve yazılarında daima :) ikonu kullanan birinin mesajları bunlar sadece:))
Teşekkürler...

Asortik Krep
:)Bu bilgi eğitimimin bir parçasıydı. Türk basın tarihini anlatan üniversite ders kitaplarından hafızamda kalan bir bölümdü Karya Gazetesi.
2. Meşrutiyetin ilanından sonra (1908)ülkede yayınlanan günlük gazetelerin sayısı 200'ün üstündedir. Hatta azınlıklar için çevirisi yapılan devletin yayın organı vazifesini gören gazeteler de vardır o dönemde. Kayaköy'de yaşayan Rumların eğitime ne kadar önem verdiklerini biliyorsunuzdur. Gazete eğitimin ve kültürel hayatın vazgeçilmez bir unsurudur. Ayrıca bölgede her ne kadar "Likya" uygarlığı ön plana çıkmışsa da "Karya" uygarlığı çok farklı nitelikler taşır, (ayrıntı isterseniz e-posta olarak gönderebilirim) çıkan gazetenin isminin "Karya" olması son derece doğal. Gönderdiğiniz e-postada Kayaköy'ün özel ilgi alnınıza girdiğini ve konuyla ilgili kaynakları sormuşsunuz. Kayaköy'ün mimarisi mi, tarihi mi, sosyal ve kültürel yaşam mı, mübadele mi? hangisiyle ilgilisiniz bilmiyorum ama size bir kaç kitap ismi verebilirim:
-Halk Yapı Sanatından Bir Örnek-Kayaköy Tersane Evleri/ Cengiz Baktaş
-Unutulan Büyük Göç: Şahitlerin Dilinden 1923 Tür-Yunan Nüfus Mübadelesi/Emin Akdağ
-Emanet Çeyiz, Mübadele İnsanları
/Kemal Yalçın

:)den dedi ki...

Hep Süslüydüm/Zehra
:)Gökçeada'ya kesinlikle geleceğiz. Günler ne getirir bilinmez ama 2009 planlarımız içinde Gökçeada, Bozcaada, Ayvalık, Cunda Adası ve Tire var.
Zehracım verdiğin kitap önerileri için de çok teşekkür ederim. Beni nasıl mutlu ettiğini tahmin edemezsin.

Azab-ı Mukaddes
:)Ben de sayenizde müzikler dinliyor, eğlenceli videolar izliyor neşeleniyorum.

Ömer
:))Haymatlos yıllarımdı oysa benim de... Sonra bir vatanımız oldu, sevgi cumhuriyetimizde. Hoşgeldin, sefalar getirdin, ne çok şey öğrettin yol arkadaşım, sevgilim, eşim...

Ferkül
:)Nazik yorumun için çok teşekkürler...

sufi dedi ki...

Gittiğin ve gördüğün yerleri martıların gözlerinden, bilgelerin dillerinden; duygusallık , insanlık ve şifacılığını da katarak bizlere aktardığın için teşekkürler.Gittiğin yerlerde balonları gökyüzüne salıveren bendim sanki.Tebrikler ve teşekkürler güzel gönül.Sevgilerimle Dilek.

Basak dedi ki...

Sevgili Uçan Martı, sana ilk kez yazıyorum ama uzundur takip ediyorum. Öğrendim ki Burcu'nun da arkadaşıymışsın. Yazdığın konular zaten özel ilgi alanım içinde, nihayet açtığımız blog vasıtasıyla seninle tavsiye payalşabileceğimizi sanıyorum. Arada uğrarsan sevinirim.
Sevgiler,
Başak

zero dedi ki...

Güldencim biraz keyifsizlik biraz yoğunluk, içimden gelmedi pek bu aralar bir şeyler yazmak. Ama bugün yeter artık dedim, oturdum bilgisayar başına. ilgin için çok teşekkür ederim canım.

Ah be Gülden, o kadar içimi yakıyor ki bu terkedilmişlikler. Ne kadar yazık ne kadar insafsızlık. sağım, solum, önüm, arkam, bu memlekette nereye gitsem, benzer hikayelerle karşılaşmak ne kadar üzüntü verici. hep acıların tarihiyle örülü bu topraklar.. kendi tarihimdeki acılarla yüzleşmeye mecalim olmadığı için artık, dedemden ötesini araştırmaya bile cesaret edemiyorum.

Bu arada hünnap inanılmaz güzel bir meyvedir ve yetiştirenler için neredeyse altın kadar değerlidir. Kalp hastalarına şiddetle tavsiye eder doktorlar bilirim, ondan annemler her sene yazlıktan dönerken bahçedeki hünnap ağacından anneannemi bol bol beslerler:)

Ne güzel bir tatil yapmışsınız ve ne çok şey biriktirmişsin. anlattıklarının ışıltısı bu kasvetli günleri de aydınlatıyor. Yüreğine sağlık arkadaşım:)

pel!n dedi ki...

Özlendin :)dencim...

Uğramışken selam vermeden geçemedim...

Sevgiler.

Damak Tadı dedi ki...

Güzel martım,şimdiden Kurban bayramınızı kutluyorum..Gönlünce bir bayram geçirebilmen dileğiyle..




En güzel sevgiler hep yanında olsun..!

aslı'nın mutfağı dedi ki...

Gülden'cim mutlu bayramlar diliyorum,sevgiler..

Neşeli Sesler dedi ki...

Canım,
Mutlu huzurlu bayramlar diliyorum
Sevgilerimler...

birdutmasali dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
birdutmasali dedi ki...

Bu enfes yazıya çokk önceden bir yorum yazmıştım, göremedim.. ??
yada ulaştığını düşünüp tekrar hiç bakmamışım sayfana zerencim.
.. tekrar anılarımızı tazelemiş oldun, çok şekrdir oralar.. hünnap ahh çocukluğumuzda azmı takardık boyunlarımıza dizi dizi :))bende en son kadıköy ve göztepe pazarlarından almıştım
kayaköydeki taş evleri çok beğenirim, mest ederler beni,lezzetler kısmınıda bekliyorum benimde katkılarım olabilir :))
çok sevgiler GÜLDENCİĞİM

aulgn dedi ki...

Selam tüm yorum yapan dostlara Güler teyzeniz; canım ciğerim beni doğuran annemdir. 4 dönüm içerisinde evimiz ve tüm meyvelerin bulunduğu bahçemiz var (Hünnap hariç:) o da akrabmızın bahçesinde var bizim sayılır merak etmeyin:))) Bahçemizde hiç ilaç kullanmıyoruz tamamen organiktir. Her zaman misafirimiz olabilirsiniz eğer Üzümlüye yolunuz düşerse ve beni bulamaz iseniz; anneme oğlunuzun arkadışıyız selamı var demeniz yeter. ( Dükkan sizin:))))