14 Ekim 2008 Salı

Yine Mi Güzeliz, Yine Mi Çiçek...

"Bıyıklarım uzayınca döneceğim." demiştim.
Eylül'de çıktığımız tatil maceramızı paylaşmak için...
Kaytan bıyıklarıma henüz tam olarak kavuşamadım. Tedavim sürüyor, ruhsal tadilatta...
Nitzsche şöyle der; "İnsan ağrılarda incelir. Sürekli kurcalayan, törpüleyen acı, ruhun toprağını altüst eder. Yeni düşünce meyveleri için gerekli havalandırmayı sağlayan da bu altüst oluştur".
Gerekli havalandırma tamamlanmadı anlaşılan, bu ısrarcı baş dönmelerim ondan...
Her ne kadar semazen gibi dönmeye devam etsem de, arşivimdeki fotoğraflar ve anılar daha fazla güncelliğini yitirmeden yazmak istedim.
İşte buyrun bir yaza elveda tatili; BÖLÜM 1:

¯`·.¸. ><((((º>·.¸¸.·´¯·.¸.·´¯`·...¸><((((º>¸. ·´¯

Eylül'de ormanlarının arasından kıvrıla kıvrıla giden yollardayız... Derin nefeslerle ciğerlerimize doldurduğumuz oksijenin sarhoş edeci mutluluğu var bünyemizde. Bereketli kırmızı topraklarda hayat bulmuş sedir, kızılçam, meşe, okülaptüs ve sığla (günlük) ağaçlarının arasından süzülerek denizi görmenin çoşkusu nasıl anlatılır? Anlatılmaz, yaşanır o an sadece...

Nihayet...
İnsanın rüyalarına girebilecek kadar güzel bir yerde, Akdeniz'in Ege'yi öptüğü "güneş ve ışık kenti" Fethiye'deyiz.
Tarih, doğa, turkuvaz bir deniz, minik minik adalar ve eşsiz güzellikteki şirin koylara yelken açmış tekneler...

Görür görmez büyülendik Fethiye'yi. Deniz kenarında küçük ve şirin bir ilçe beklerken; kent kimliğine bürünmüş, ama şirinliğinden de bir şey kaybetmemiş masal tadında bir yer bulduk. Fethiye sokaklarında dolaşırken ilk dikkatimi çeken, begonvillerin sarıp sarmaladığı İngiliz tarzı evler oldu. Hansel ile Gretel masalındaki "pasta evi" anımsattılar bana. Hani duvarları ekmekten, çatısı pastadan ve pencereleri şekerden olan bir ısırımlık evi...

Önlerinden geçip giderken... Pembesi, moru, kırmızısı ve beyazıyla duvarlara sarılmış, kapıların üstünü taçlandırmış begonvilli "pasta ev"lerin birinde yaşadığımızı hayal ettim. Borusu pencereden dışarıya uzatılmış gramofonda, eski bir taş plak dönüyor. Zeki Müren'in kadife sesi kulaklarımızda, ruhumuz dingin... Ben, verandadaki sallanan koltukta kitabımı okuyorum. Sarı yavru ördeğim yanıbaşımda, içi suyla doldurulmuş minik küvetinde neşeyle yüzüyor. Eşim, elinde budama makasıyla bahçemizdeki bitkilere form verirken, köpeğimiz seviçle bir sağa bir sola zıplıyor. Tombik turuncu kedimiz, bir ağacın gölgesinde uyukluyor. Zamanı unutmuşuz ve pembe begonvilli evimizde pek bir mutluyuz.
İmza: hayalperest:)

Pembe begonvilleri çok seviyorum tıpkı erguvanları sevdiğim gibi... O ruhsuz beton yığınlarını sevgiyle kollarının arasına alıp, şefkatle sardıkları için... Onlara zerafet kattıkları ve bir kimlik verdikleri için...

Pembe düşlerden maviliklere uzandık Çalış Plajı'nda. Kumsala paralel, bir kordonun üzerine dizilmiş oteller, pansiyonlar, kampingler ve lokantalarıyla güzel bir yer. Daha da güzeli sezonunun kapanmış olması nedeniyle Çalış Plajı -yazın aksine- sessiz, sakin ve sevdiğinle el ele uzun yürüyüşler yapmak için fazlasıyla romantik!

Ankara'dan yaptığımız uzun yolculuklar sonrası denizi görmek ruhuma hep iyi gelmiştir. Yine öyle oldu. Çarşaf gibi dümdüz, kıpırtısız bir deniz var gözlerimizin önünde, alabildiğine mavi hem de... Başka ne isteyebilir ki insan?

Yüzmek!
Ilık mavi sularda yüzdük, yüzdük, yüzdük... Hem de saatlerce. Bıraksanız yüzgeçlerimiz çıkacak hani neredeyse...
Denizkızı ve balıkadam edasıyla mavi sulardan çıkıp, (kızgın kumlara atlamadık merak etmeyin:) beyaz şezlonglara uzandık. Balıkadam pullarını silkeleyip piposunu yaktı. Etrafa vanilya kokulu dumanlar bırakırken, keyfi yerindeydi. Deniz kızı, balıkadamın hediye ettiği Orhan Pamuk'un yeni kitabı "Masumiyet Müzesi"ni -tam da istediği gibi- özel bir anda ve mekanda okumaya başladı. Romanın ana kahramanı Kemal bir cümlesinde, "Hayatımın en mutlu anıymış bilmedim" diyordu. Denizkızı hayatının en mutlu anını düşündü, kıyıya beyaz inciler bırakan denize bakarken...

Denizkızı ile balıkadam umudun rengi maviyi giyindi o akşamüstü. Tatlı bir heyecan yüreklerde... İzmir Tire Endüstri Meslek Lisesi'nde yatılı okuyan 3 çocuk, tam 30 yıl sonra deniz kenarına kurulmuş bir masada buluştu, ufkun kızıla kesildiği gurup vaktinde...
Eski hatıra defterleri okundu, siyah beyaz fotoğraflara bakıldı uzun uzun... Koca adam olmuş çocuklar anılarını tazeledi.


Tariflere sığmayan güzellikler yaşandı. Bir öykü, bir şiir kıvamında. Tam içinde yaşadığımız, kahramanları olduğumuz. Ve kafamın içinde hep o şarkı çaldı... Meral Okay'ın sözlerini yazdığı Sezen Aksu'nun söylediği...
"Kur masayı Madam Despina /kirli beyaz muşamba örtüleri ser/ çek sediri asmanın altına/ yanında bir ince Müzeyyen Abla/ yine mi güzeliz, yine mi çiçek?/ hamdolsun /taze mi bitti topik/ canın sağolsun/ amanın yine mi güzeliz, yine mi çiçek?/ hamdolsun /altınbaş kadehe yağ gibi dolsun/ gece çok genç, arzular şelale/ haber etsek o yare /gelse Bomonti'den/ şereflendirse bizi/ olsak teyyare/ Yine mi güzeliz, yine mi çiçek..."

Yazın son demleri hazan mevsiminin ilk günleri... Ilık ılık esen meltemin uzak bir yerlerden sürükleyip getirdiği yasemin kokusu sevgi ve umutla dolduruyor içimi. Güneşin yeniden doğmak için batması gerektiğini bildiği gibi, "Hayatımın en güzel anlarından biri şu an biliyorum."
Mutlu anları bilmek lazım!

Bazen; yalnızlıktır yaşamdan payına düşen...

Bazen; yazı ile tura gibi yaşamak. Sırt sırta verip ayrı yönlere bakarak...

Bazen de; hastalıklı bir sevgiyi kendini yok etme pahasına besleyip büyütmek ve "Çok mutlu bir hayat yaşadım" diyebilmektir. Masumiyet Müzesi'nin roman kahramanı Kemal gibi...
Rolün her ne olursa olsun yaşamak güzel şey. Güneşin hipnotize edici batışını saniye saniye sonuna kadar izlemek... Her batışın bir doğuşu ve her karanlığın bir sabahı olduğunu bilerek... Her gün yaşamı yeniden yaratarak... Kimi zaman da küllerinden yeniden doğarak...


Güneşle birlikte elveda derken güne,
İlhan İrem'in şarkı sözlerini fısıldadım kendime...
"Birbirinin aynı günler birbirine benziyor mu?/Sorular türlü çeşitli ,yanıtları yine öyle/Ola ki günün birinde gemiler döner geriye/Yolcular aynı yolcular ve biz aynı sahilde..."

23 yorum:

zero dedi ki...

Ah be Gülden, o kadar manasız kılıyorsun ki seninkiler haricinde yazılacak sözcükleri. Güzel bir masalın kahramanları olarak iyi kalpli bir büyücü tarafından o masmavi denizlere bırakılmış iki peri gibisiniz gerçekten. Ya da senin tabirinle balıkadamla denizkızı mı demeliyim? Topaç misali dönen başın ve bozulan dengen seni çok sarstı belki ama bilesin ki bu sayfalardaki Gülden olduğu gibi duruyor yerinde:) sevgiyle kal..

Yaşamın Kıyısında dedi ki...

Çok güzel bir gezi ve harika fotoğraflar.
Hoşgeldin ve geçmiş olsun.
Sevgiler...

Brajeshwari dedi ki...

Güldencim

yine su gibi yazmışsın..Bunlar anlatılmaz,gerçekten yaşanır.. Yaşarken, biliyorum ki, bunları paylaşmak için fotograflarını çekiyorsun ve bize de ulaştırıyorsun sözcüklerle hislerini..

bu soğuk ve fırtınalı akşamda, sıcak esintiler yarattı yazdıkların..Denizi özledim..

Bu denizkızının hikayelerini çok seviyorum..Neyseki gördüm onu yakın zamanda, maviydi küpeleri..

öpüyorum..

birdutmasali dedi ki...

bıyıkların uzayınca ben iyice tarayacağım onları :)))
ama şimdi hayran olduğum begonviller ve o nasıl bir batan güneşin rengiyse takılıp kaldım oralarda işte...
demek bir yaza vedeea da senden martımm :)))))
ver elini sonbahar.........
*
pembelerim olmasada ... :)
sarılarda yeter ola.

Neşeli Sesler dedi ki...

Ne güzel yazmışsın canım...
Yazılarını çok büyük zevkle okuyorum.

Devamını sabırsızlıkla bekliyorum
Sevgiler

Zerrin Pasta Evi dedi ki...

Öyle güzel yazmışın ki... Bir solukta okudum canım :) Fotoğraflara bayıldım.Benim de tatilde en çok çektiğim güneşin batışı oluyor galiba :)) Her sene kare kare çekerim.

Güzel bir gezi olmuş.
En sevdiğim şeydir şezlonguma yaslanıp,denizin sahile vuran sesini duyarak sevdiğim kitabı okumak.

Begonvillere bayılırım zaten.Pembeler de çok güzel durur fotoğraftaki gibi :)) Mor da güzeldir.Bir gün hayalimdeki yere yerleşirsem ilk iş evimin duvarlarına sardıracam begonvilli :))

Sevgiler...

Tijen dedi ki...

Fethiye'yi bilmesem okuduklarımla, gördüklerimle ne büyüleyici bir yermiş diyeceğim. Belki detayları daha az büyülediği için beni, kimbilir. En ısındığım tatil beldelerinden biri olmamıştır Fethiye. Yine de oradan tekneyle açılıp cennet koylara gitmek, o meşhur pastanesinden leziz şeyler almak ve kayaköy'e varmak için çekilebilir. Tabii bir de Pastoral Vadi, Asortik Krep ve çevresel güzellikleri sayabiliriz...

:)den dedi ki...

:)Zerenciğim
"Topaç misali" benzetmesini çok sevdim. Aynen öyle dönüyorum.

:)Sevgili Yaşamın kıyısında
Fotoğraflarımı beğenmeniz beni çok mutlu etti.

:)Burcu/canımcım
Ben de senin hikayelerini çok seviyorum. Fotoğraflarını da...
Bal rengiydi gözleri...

:)Nunucuğum
Simitler ne zaman geliyor? Bekliyorum ama... Fotoğraflar tamamen orjinal renklerinde. Çalış Plajı'nda günbatımları gerçekten şiir gibi.

:)Sevgili Neşeli sesler
Yazının 2. bölümü en kısa zamanda gelecek.

:)Zerrinciğim
Duvarları begonvillerle kaplı düş evinde çay içmemiz dileğiyle... Çayın yanını da boş bırakmayacağını umuyorum tabii:)

:)Tijenciğim
Ben dünyanın en izbe köşesine de gitsem masal tadında yolculuklar yapar, güzel fotoğraflar çeker, yaşama dair yeni bilgiler öğrenir, mutlu mesut dönerim. Yazının diğer bölümlerini okuduğunda Fethiye'yi yeniden görmek isteyeceksin. Hatta Fethiye'de yaşayan Asortik Krep bile yaşadığı yere yeniden bakma ihtiyacı duyacak:)

Seray dedi ki...

Yıllardır Fethiye'ye tatile giderim ama böylesine keyif aldığımı, günbatımlarını seyrettiğimi hatırlamıyorum. Begonvilleri o kadar naif bir dille anlatmışsınız ki etkilenmemek mümkün değil. Bu yaz tatilinde Fethiye'ye daha farklı birgözle bakacağım. Evlere tırmanan salkım saçak pembe begonvilleri seyredeceğim uzun uzun mesala!

Canan dedi ki...

Bavulunda her daim sevgi, neşe, bilgelik, güzellik ve umut taşıyan sevecen insan...
Yazılarını, yaşama bakışını, mutluluklarını o kadar çok seviyorum ki bu sefer yorum bırakmadan geçemedim.
Sen hep yaşa, hep gez, hep gül, hep fotoğraf çek, hep güzellikler yarat ve hep YAZ...
Lütfen YAZ...

Nilambara dedi ki...

Sevgili Gülden, topaç misali dönsen de güzel olan yaşamı masal tadında, mutlu mesut algılaman... kim iddia edebilir ki öyle olmadığını... sen öyle algılıyorsun yeter, işte bu kadar... bu dünya gerçekten de masal tadında, mutlu mesut bir dünya olur :))

buarada kırmızı çiçeğin güneşi gölgede bıraktığı fotoğrafa bayuldım, hepsi güzel ama o ayrı güzel,ellerine yüreğine sağlık,
sevgiler...

bocuruk dedi ki...

:)

nilay dedi ki...

Yine ne güzel yazmışsınız. Ben de balık kadın olmak istedim birden.

Fethiye ye sanıyorum ekim ayında gitmek var. Yoksa üst üste insan yığını.

Bu arada vişne likörünüzü denedim. Çok güzel oldu. Yayınladığımda heber verceğim. Sevgiler.

hepsusluydum dedi ki...

Mevsimlerin enn güzeli, en özlenilesi yaz değil mi? Tabi tadını fark edenlere..
Ya sonbahar :) acık yazdan acık kıştan karma bir esinti ve renk cümbüşüyle ne hüzünlü ve ne güzel değil mi?
Ömrümüzdeki bütün mevsimlerin, en güzel mevsimler olması dileğimle...Sevgiler Zehr@
( Masumiyet Müzesi'ni yarıladım ben de; kitabın kapak sayfasının altına şu notu düştüm ve tarih attım, gelecek kuşaklar için..(Orhan Pamuk'un ağzından yazılmış bir Yeşilçam melodramı) diye..

İrfan dedi ki...

Fethiye'de tam zamanında tatil yapmışsınız. Yazın kalabalıktan keyfini alamazsınız. Umarım Fethiye çevresindeki Saklıkent, Dalyan, Patara, Kayaköy...vs cennet köşeleri de ziyaret etme şansınız olmuştur.
Saygılar.

HADİYE dedi ki...

Merhaba Gülden,

Bir süredir okuyorum yazılarını.Tadı yüreğimde kalıyor.Gözlemlediklerini çok güzel aktarmışsın.Bende gittim Fethiyeye ve çalışa ama senin resimlerine bakınca aynı yerdenmi bahsediyor dedim kendi kendime.Nasıl baktığın ve neler gördüğün kişiden kişiye değişiyor.
Hep sevdiğin işleri sevdiklerinle yapmanı dilerim.

Sevgilerimle.

pelin dedi ki...

Gülden yine çok güzel yazmışsın....Keyifli okudum ve fotoğrafları uzun uzun izledim...

Sevgiler..

Αzαв-ı мυкα∂∂єѕ dedi ki...

İnsan ağrılarda incelir.

Ağrılarımız , hastalıklarımız , zihnimizi bocalamaya iten unsurlar vs olmasa bizler nasıl tecrübe edineceğiz bu hayatı (:

turkuvaz bir deniz

Ekimin ortasına geldiğimiz bu günlerde bendeki sahil kenarı özlemi zaten daha da artmış iken birde siz burda Fethiye'den bahsetmişsiniz ... Ah ahh diye iç geçiriyorum şuan (:

Borusu pencereden dışarıya uzatılmış gramofonda, eski bir taş plak dönüyor.

Okula giderken metroya bindiğim yerin çaprazında bir ev var ... Penceresinde şuana kadar tül görmedim sabahları çok erken kalkıyor olmalılar ... Evde kocaman yeşilçam sanatçılarının fotoğrafları var ve birde eskilerden kalma plaklar ... Bayıldım ... Şimdi aklıma onu getirdiniz (:

Koca adam olmuş çocuklar anılarını tazeledi.

Bundan 5 veya 6 sene sonrasında bile çok şey değişmiş olacak hayırlısıyla ve ben o anları iple çekiyorum (:

Böylesi güzel daha nice romantik günler ve geceler geçirmenizi dilerim (: Bizlerle paylaşmayı unutmayın ama (:

Damak Tadı dedi ki...

Gülden'ciğim,yazdıklarını okudum,fotoğraflarını tek tek inceledim..Hepsi birbirinden güzeller ve göz alıcılar..Alnatılanlarda senin kalemeninden olunca, dahada farklı ve anlamlı kılıyor tüm yaşanan güzellikleri..

Yine güzelsin uçan martı'm..Yine beyazsın beyaz martı'm..Hep güzelliklere ve aydınlıklara uç sen..))

En güzel sevgilerle..

Zerrin Pasta Evi dedi ki...

Gülden'ciğim,

Sana arkadaşlık ödülüm var. Bloguma uğrayıp alırsan sevinirim.

Sevgiler...

berrin acilmis dedi ki...

mutlu anları bilmek lazım cümlesine takıldım kaldım

Adsız dedi ki...

"Hatta Fethiye'de yaşayan Asortik Krep bile yaşadığı yere yeniden bakma ihtiyacı duyacak:) "

Sevgili Uçan Martı, fotoğrafların gerçekten çok güzel artık her karesini ezberlediğim bu manzarayı yaşamak fotoğraflara bakmaktan daha güzel :)) İlk çalışa indiğimde senin için keyif yapıp tekrar bakacağım..Her pazar yürüyorum zaten sahilde (kumda)..Birde her fırsat bulduğumda..Mesela çarşamba günü senin fotoğrafı çektiğin manzara da Çalış Karnaval toplantısındaydım.Çalışmakta çok keyifli aynen tatil yapar gibi..Daha ne diyeyim bilemedim :)

Asortik Krep

Adsız dedi ki...

Güzel resim çektiğin gibi güzel de yazıyorsun..Seni okumak gerçekten keyifli :))

A.Krep