24 Ekim 2008 Cuma

12 Adalar Ve Dalyan Turu

Her anını dolu dolu yaşadığımızdan olsa gerek Fethiye'de saatler uzadıkça uzuyor... Zamanı kovalamaktan yorgun düşen zihnimiz dingin. Tıpkı yaz sezonunun kapanmasıyla üzerindeki insan ağırlığını atıp huzura kavuşan Fethiye gibi... Likya'nın bereketli topraklarında günlerdir tarihin ve medeniyetlerin izini sürdük. Maviliklere yelken açmanın, Fethiye Körfezi'ndeki adaları selamlamanın vaktidir şimdi... 12 Adalar turuna çıkıyoruz. Yelkenler fora!

Yüzlerce çift güverteli teknenin 12 adalar turu için hazır beklediği marinada, rastgele seçtiğimiz bir tur acentasına, bir gün önceden 3 kişilik rezervasyon yaptırdık. 12 Adalar turu, teknede öğle yemeği ve servis hizmeti kişi başı 20 YTL. Bu cazip fiyatı Eylül'de tatil yapmaya borçluymuşuz. Sezon fiyatı daha yüksekmiş. Öyle dediler... Kurşunlu Koyu, Yavansu, Bedri Rahmi Koyu, Cleopatra Koyu, Tersane Adası, Göbün Koyu, Boynuzbükü, Göcek Adası, Domuz Adası, Zeytin Adası ve Kızıl Ada; "12 Adalar" olarak anılıyor. Öğreniyoruz ki, teknemiz 10 adalar turu yapacak! Çünkü "tarihi dokuya zarar verildiği" gerekçesiyle Bedri Rahmi ve Cleopatra Koyu'na teknelerin girişi yasaklanmış.

Sabah 9.15'te hareket eden servisle limana gittik. 12 Adalar turunda bize eşlik edecek olan 3. kişi, şirin kişilik, balıkadamın kayınbiraderi, denizkızının erkek kardeşi küçük maviş balık da Antalya'dan geldi. Her ne kadar enine ve boyuna gelişip serpilse de, kendileri hala denizkızının küçüğüdür:)
Kucağımızda gazete ve kitaplarımızla teknenin alt katında yerimizi aldık. Ve saatler 10.30'u gösterirken, teknemiz turkuaz renkli deryaya açıldı. Ardında beyaz köpükler ve yüzlerce gemi direği bırakarak...
Yer gök mavi. Tek bir bulut yok. Mavi bir dünyada umuda yelken açmış gidiyoruz. Güneşin yakıcı sıcağını hafifleten ılık rüzgar, keskin iyot kokusu ve çalan müziğe tempo tutan motor sesiyle neşemiz yerinde. Manzaranın güzelliğine kendimizi kaptırmış giderken, kaptanımız pırıl pırıl bir koya demir attı. 45 dakikalık yüzme molamız var yuppii:)

Kimi tekneden balıklama atlayarak kimi de trabzanları kullanarak yeşilimsi mavi sularla buluştu. İyi yüzme bilmeyenler için teknede can yeleği var. Deniz suyu ılık ve ışıl ışıl...

Bir kaç koyu daha dolaştıktan sonra Yassı Adalar'da öğle yemeği molası verdik. Mönü; spagetti, köfte/tavuk/balık ve salatadan oluşuyor. Biz tercihimizi balık mönüden yana kullandık. Servis iyiydi fakat spagetti ve alabalık için aynı şeyi söyleyemem. Attığımız ilk çatal bıçak darbesinde, balığın tam temizlemeden ızgara yapıldığını öğrenmek pek iç açıcı değildi doğrusu!

Neyse ki, adada gözleme, kurabiye, pay satan bir iki çadır ve restoran olarak kullanılan büyük bir tekne var.

Yassı Adalar, birbirine çok yakın bir grup ada. Tertemiz mavi suları, çam kokulu nemli havası ve keşfedilmeyi bekleyen sırlarıyla renkli bir durak Yassı Adalar... Adada yürüyüş yaparken, merhabalaştığımız bu kuş gibi. Kendisinden "kuş" diye bahsetmeyi hiç istemezdim ama ne yazık ki türünü bilmiyorum.

Demir attığımız her koy ve ada birbirinden güzel. Günün birinde yolunuz Fethiye'ye düşerse, kendinize bir güzellik yapın ve bu doğa harikası bakir koyları dolaşın. Bir de hazır yeri gelmişken, okul yıllarımda arkadaşlarımın "doldur" diye elime tutuşturdukları ve benim hep boş bıraktığım hatıra defterlerlerinin en can alıcı sorusuna, izninizle şimdi toptan yanıt vermek istiyorum. Artık nasıl bir vicdan azabıysa benimkisi:)
-Issız bir adaya düşersen yanında götüreceğin 3 şey nedir?
1)Palet
2)Şnorkel
3)Deniz gözlüğü
-12 adalar turuna çıkacak dostlara bir önerin var mı? (Tamam, kabul ediyorum hatıra defterlerinde bu soru hiç bir zaman sorulmadı ama sorulsun artık!)
Ada sefasına çocuklarıyla çıkacak olan aileler, acentalarınızdan ısrarla "kaydıraklı tekne " isteyiniz. Teknenin üst katından kayarak denize düşmek, çocukları çok eğlendiriyor bilesiniz:)

Görülen her koyda heyecanlanmak, saatlerce yüzmek, tuzlu suyu teninde hissetmek, denizden çıkıp havluya sarılmak, üstüne buz gibi bir bira devirmek, saçlarını güneşte kurutmak bambaşka bir keyif. 12 adalar turu saat 18.30'da, Fethiye Limanı'nda sona erdi. Tatlı bir yorgunluk ve yüzümüzde kocaman bir gülümsemeyle... Yine limandaki acentaların birine uğrayarak, ertesi gün için "Dalyan turu"na ulaşım, yemek ve rehberlik hizmetleri dahil kişi başı 40 YTL'ye iki kişilik rezervasyon yaptırdık.
Maviş balık ise deniz ürünleriyle bezeli akşam yemeği sonrası Antalya'ya döndü. Tadını hala unutamadığım, kalamarla nefis mezeler yapan o lezzet durağını "Fethiye'den Lezzetler..." bölümünde, bir başka yazıda anlatacağım.

Sabah 9.30'da acentaya ait bir otobüsle Muğla'nın Ortanca İlçesi'ne bağlı Dalyan Beldesi'ne doğru yola çıktık. Molalarla birlikte yaklaşık 1.5 saat süren yolculuğun ardından Dalyan'a ulaştık. İlk durağımız Dalyan'a 4 kilometre uzaklıktaki Sultaniye Kaplıcaları. Buraya rıhtımdan kalkan motorlarla gidiliyor.

Köyceğiz Gölü'nde, Ölmez Dağı'nın eteklerinde yer alan Sultaniye Kaplıcası, radyoaktif bileşikler bakımından zengin suyuyla biliniyor. Adını bitişiğindeki köyden alan kaplıcanın bel ağrısı, romatizma, siyatik, cilt ve kadın hastalıkları tedavisinde etkili olduğu; ayrıca içme suyu olarak kullanıldığında karaciğer, safra kesesi,bağırsak rahatsızlıklarına iyi geldiği söyleniyor. Kaplıcalara adımınızı attığınız andan itibaren yoğun bir kükürt kokusu alıyorsunuz. Sıcacık kaplıca suları, çamur banyoları filan iyi hoş da kükürt kokusu beter! "Sting ve Dustin Hoffman'ın bile çamur banyosu yaptığı, orman ve göl manzaralı dünyaca ünlü bir kaplıcadayım, kim takar kükürt kokusunu" derseniz, siz bilirsiniz tabii...

Sultaniye Kaplıcaları'nın en eğlenceli kısmı çamur banyosu bana kalırsa. Dünyanın ve Türkiye'nin çeşitli yerlerinden gelen yüzlerce yerli ve yabancı turistin çamur havuzundaki halleri görülmeye, yaşanmaya değer. Birkaç kare fotoğraf çekip, biz de atladık çamur havuzuna... 10 yaş daha gençleşmek uğruna:) Kil rengindeki yumuşacık çamuru, krem sürer gibi tüm vücudumuza yedirdik. Sonra toprak heykellere dönüşen bedenimizi 10-15 dakika kadar kurumaya bıraktık. Bulandığımız bu çamurun cildi yenilediğine dair bilimsel bir veri yok, ama önemli olan niyet değil mi zaten:)

Kururken de boş durmadım. Enterasan görüntüler veren çamur insanların fotoğraflarını çektim bol bol. Çamurdan boynuz ve burun yaparak, aynı zamanda animasyon görevini üstlenmiş Bodrum'dan gelen tur rehberi ve beraberindeki iki turist de o karelerden biri.

Cildimiz gerilmeye başlayınca, "bu kadar güzellik bize yeter" deyip, havuzun yanındaki duşlarda sıraya girdik. Zira, duş almak isteyen çok sayıda ademoğlu var kuyrukta... Çamuru sürmek kolay da çıkarmak zor. Gözden çıkarılan eski bir bikiniyi veya mayoyu kullanmakta fayda var. Bu tecrübeyi Victoria Secret bikinimi kurban ederek kazandım. Nasıl bir çamursa artık İkinci bir deri gibi sarıyor bedeninizi. En iyisi Köyceğiz Gölü'nün tertemiz sularında yıkanmak. Göl şahane:)

Ardından sıcak mı sıcak termal havuza... Havuzun suyunda siyah, top top süngerimsi birşeyler yüzüyor. Öğreniyoruz ki, o süngerimsi parçacıklar kükürt! Telaşa gerek yok yani. Çamur banyosu, gölde oynaşma, kükürtlü havuz da şifa arama çabaları derken... zaman nasıl geçti anlamadık. Tüy gibi hafiflemiş olarak mutlu mesut hep birlikte motorla Dalyan'a döndük.

Tur rehberimizin organizasyonu ile rıhtımdaki bir restoranda açık büfe öğle yemeğimizi yedik.

Ana mönü balık/tavuk/köfte seçenekliydi. Tabi ki "balık" dedik:) Açık büfeden aldığımız meze tabağı ve alabalık oldukça lezzetliydi.

Yine aynı motorla, bu kez yönümüzü Köyceğiz Gölü'nü Akdeniz'e ulaştıran Dalyan Kanalı'na çevrdik. Uzunluğu 12 kilometreyi bulan, sazlıklarla kaplı labirent gibi bir yolda ilerliyoruz. Yön, iz, işaret hiçbir şey yok. Bu sular bambaşka bir dil konuşuyor sanki. Bizim kaptan yılların alışkanlığıyla mı, yoksa gönül gözüyle mi yönünü tayin ediyor anlamadım:) Tuhaf, anlatması zor bir duygu uyandırıyor insanda Dalyan Kanalı. Gizemli ve olağanüstü güzel...

Çevrede gördüğümüz güzellikleri kaçırmama telaşıyla etrafı meraklı gözlerle seyrederken, tur rehberimiz Kaunos kaya mezarlarına geldiğimizi duyurdu. Kuruluşu M.Ö. 10.yy kadar dayanan Kaunos Antik Kenti'nde; Klasik, Helenistik, Roma ve Bizans dönemlerine ait kalıntılar bulunmuş. Antik çağda önemli bir liman konumunda olan şehir, limanının alüvyonlarla dolması nedeniyle zamanla önemini kaybetmiş. Oluşan Dalyan Deltası'yla da, bugün deniz kıyısından uzaklaşmış.

Binlerce yıldır ayakta kalarak, geçmişin sırlarını geleceğe taşıyan ölümsüz kral mezarlarını motordan seyrettik uzun uzun...

Devasa kayalar oyularak şekillendirilmiş, son derece estetik ve ihtişamlı bu mezarlar, bir bakıma Antik Kaunos kentinin zenginlik ve gücünün bir göstergesi.

Yaklaşık 40 dakika süren bir yolculuk sonrası carreta caretaların güvenip, yavrularını emanet ettikleri ince taneli kumuyla dünyanın en güzel doğal plajlarından biri olan İztuzu'na geldik. İztuzu Plajı'na Dalyan postanesinin yanından hareket eden minibüslerle de ulaşmak mümkün. Tur rehberimize, hangi yol tercih edilmeli, diye sorduğumuzda, yanıtı çok net: "Kesinlikle tekneli ulaşım. Hem plajda çıkılan nokta daha güzel hem de yolculuk teknelerle çok keyifli."
Motor iskelesinden kısa bir yürüyüş sonrası İztuzu Plajı'nın kadifemsi kumlarına ayak bastık. Bir yanımız tatlı su, diğer yanımız Akdeniz...

"Dünyada doğallığını koruyan ikinci plaj" ödülüne sahip İztuzu Plajı'nda yapılaşmaya izin verilmiyor. Doğal malzemeler kullanılarak yapılmış soyunma kabinleri ve bir iki kafeterya dışında tek bir yapı yok. Kadrajınızda deniz, kum ve gökyüzü var yalnızca. Her yaz sonunda İztuzu Plajı'nın kumlarında, doğaya gözlerini açan binlerce yavru caretta carettanın yumurtalarına zarar vermemesi için sahile kedi, köpek gibi evcil hayvanlar sokulmuyor. Ayrıca kumsalda işaretli yerlere şemsiye yerleştirmek de yasak. Zaten bu plajın asıl sahipleri 95 milyon yıldır yumurtalarını sessizce aynı sahile bırakan kaplumbağalar...

Denize dikey uzanan dağların dibinden başlayıp, Dalyan Deltası'nın ağzını kapatan plajın kumları toz gibi incecik. Şaka gibi ama denizin içinde, yumuşacık kumlara basa basa metrelerce yürüyebiliyorsunuz. Derinlik fobisi olanların çok seveceği bir plaj İztuzu.

Zamanın sarkacında bir gün daha sona erdi. Yolculukların sonu yok. Ruhum konuk olduğu bu bedende neler neler yaşayacak, daha kaç yolculuğa çıkacak kimbilir? Yaşam denen oyun bahçesinde, artık yolcuklarım içime... Sonsuz bir mutluluk içinde... Pusulam mı? Sol göğsümün üstünde!

21 yorum:

Brajeshwari dedi ki...

Güldencim
derin ahlar çekerek okudum. Bu yaz güneşin içimi ısıtıp, sulara dalıp -haşır neşir olduğum bir tatil yaşayamanın verdiği sızıyla, yazın ruhumu hafifletirken, bir yandan da tatil özlemimi hissettim.

Herşey çok güzeldi, herşeyi çok güzel anlatmışsın yine.. Fakat o son paragrafın var ya, beni benden aldı Gülden..Bunların sadece bir gezi yazısı olmadığını söyledin orada...

Bizi kelimelerinle nereye götürüyorsan, seni kalbinden ve güzel gözlerinden okumak hep mutlu ediyor beni..İyi ve güzel yolculuklara....hepberaber..

Damak Tadı dedi ki...

Beni benden alan fotoğraflar ve okudukça mutluluğuma mutluluk katıp beni hayallere sürükleyen anlatımınla, yine ben bende değilim Gülden'ciğim..)

Ben senin yazdıklarından ve yaşadıklarından hep şunu anlıyorum..Nerede olursan ol,oranın havasını iyice soluyup mutluluğu hemen yakalıyorsun..Bunu ancak kendiyle barışık,hayatı her yönüyle seven biri yaşar,yansıtır..))

Güzel martım,daima güzellikler seninle olsun..))


Not:Hayranım sana,orada bile yavru martıyı hemen bulup fotoğraf karelerinin arasına almışsın..))


Sevgilerin en güzelleri seninle olsun daima..)

Şermin dedi ki...

Çamur banyosu olayına bayıldım;) Güzel bir tatil yapmakla kalmamış, hoş fotoğraflar çekmiş ve akıcı bir dille anılarınızı kaleme almışsınız. İçim ferahladı. Oh çok iyi geldi:))

birdutmasali dedi ki...

ahhh iz tuzu..
adalar..
ve kahkaha dolu çamur banyolarımızz :)))))
içim ısındı güldenciğim .....
ve bu martı daima uçmalı denizler üzerinde.................

Zerrin dedi ki...

Fotoğraflarınız ve anlatım tarzınız çok naif. Oya gibi işliyorsunuz her anınızı. Okuyup da güzelleşmemek, çiçeklenmemek mümkün mü?;))

Sevinç dedi ki...

Sonbaharda çiçek gibi açtım ben de:) 12 adalar turuna yazın biz de çıkmıştık ailece. Gerçekten herkesin görmesini istediğim harika yerler. Biz teknenin üst katındaydık. Gün içinde denizden esen serinletici rüzgardan farketmemişiz ama otele dönünce anladık ki feci halde yanmışız! Bütün gece güneş yanığından kıvrandık durduk. Benim tavsiyem de nacizane bol bol kremlenin ve ince bir tişört veya tunik giyin üstünüze ya da Uçan Martı gibi teknenin alt katını tercih edin.
Yazının devamını bekliyorum.

berrin açılmış dedi ki...

kış gelmeden yazı özlediğimi hissettirdi fotoğrafların ...
çok sakin anlatıyorsun
uçan martıyı okumak hoşuma gidiyor

Nilambara dedi ki...

Uçan martıyı okumak benim de hoşuma gidiyor :)
Sevgili Gülden aynı tarihlerde Ankara'daki soğuk havayı, kaloriferlerin yandığını düşününce zaman-boyut farkı vs birsürü şey düşünüyor insan...
dalyan ve iztuzu beni de çok etkileyen yerlerdi, bir filmin içinde gibi hissettiriyor insana kendisini...

Asortik Krep dedi ki...

Dikkatle izliyorum .. Anlatımın çok hoş :)

Şu Fethiyede ki lezzet durağını da çok merak ettim..Bildiğim bir yer mi diye.Hatta yazını okutacağım gittiğin yere :))

zero dedi ki...

Nasıl da özlemişim, üzerinden sadece bir sene geçmiş olmasına rağmen oralara gidişimin. Ama öyle yerlerki bu analattıkların sevgili Gülden, ayrıldığın anda başlıyorsun özlemeye. Mavi başka bir mavi, yeşil başka bir yeşil, hava başka bir hava... Tekne turlarında nereye gitsem, tekne hareket edene kadar imkanı yok çıkmam denizden. Sonuna kadar keyfini sürmem gerekir o maviliklerin. Bırakırım kendimi sırt üstü sulara, kaparım gözlerimi. İşte mutluluktur o an, huzurdur. Günün sonundaysa bütün günü denizde geçirmenin getirdiği o tatlı yorgunluk yok mudur? Ah Gülden, iyi ki kışın yavaş yavaş kendini hissettirmeye başladığı günlerde yazıyorsun bu tatil anılarını. Öyle iyi hissettiriyorsun ki insana kendini. Gönül gözü açık arkadaşım, sevgiler olsun sana:)

aslı'nın mutfağı dedi ki...

Gülden'cim demek ki peşpeşe gitmişiz Güney'e, eylül başında dönmüştük biz de.. Öyle güzel anlatmışsın ki, kendi anılarıma döndüm ben de.. Çamur banyosu berbat kokusuna rağmen bizim de "oraya kadar gitmişken" denediğimiz bir şeydi :) Kanal gezisi çok keyifli bir yolculuktu, seneler önce annemlerle çıktığımız tatili hatırlattı bana.. Unutmadan, fotoğrafların da çok nefis, yüreğine sağlık..

Brajeshwari dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
Brajeshwari dedi ki...

yorumuma ek:
ben dün ne yedigimi unutuyorum.. Sen bir de fotograf arsivinden iki ay önce yedigin seyi bulup koyuyorsun ya..Fiyatlar, yörenin özellikleri, isimler, o ana dair anılar ..Resmen bu blog icin ince ince calisıyorsun biliyorum..Bu yüzden bir kez daha takdir ediyorum arkadasımı..Yazının içine ektigin sevgi tomurcukları dışında, emeğini iki kez daha takdir ediyorum..Bunu da söylemeden geçemedim tatlım..

hala bende değilim..:)

hepsusluydum dedi ki...

:)den..haksızlık bu, yazı özlettin bize daha şimdiden..Sevgilerimle Zehr@

Αzαв-ı мυкα∂∂єѕ dedi ki...

Denizin sizin gibi masallah tadını çıkaran bir kişi daha olacagını ben sanmıyorum :))
Hayırlı günler dilerim :))

Zarpandit :) dedi ki...

meze tabagına aşık oldum!

çamur banyosu fotosuna cok guldum cokkkkkkk :)

YASEMİN ASLIHAN BABALIK dedi ki...

güldencim ben senin sayfanın güncel halini göremiyorum canım ya,güncellediğini görüyorum sayfamdan ama açınca bu yazı geliyor sürekli.bir sorun mu var acaba?
bu arada sen istanbula geldiğinde sen ben zeren buluşup kahve içeriz inşallah fazıl bey kahvesinde

pel!n dedi ki...

:)den fotoğraflar ahhh ahh dedirten cinsten..Özlediğim yerleri gördüm,hiç gezmediğim yerlere iç geçirdim...Yazdıkların ile ruhumu tatile çıkarttığın söylenebilir...

Sevgilerimi yolluyorum.

:)den dedi ki...

Brajeshwari/Burcu
Yolculuklarda doğayı, gökyüzünü, rüzgarı, suyu...takip ediyorum. Tanrı'nın bıraktığı parmak izleri onlar... Anlıyorum ki, onlar içimdeki parmak izleriyle de uyuyor! Yollarda olmak güzel:)

Damak Tadı/Gül
Gittiğim her yerde, her an mutluyum. Neden mi? Mutlu olmak, şükretmektir de ondan:)

Şermin
Yorumlarınız da bana çok iyi geldi, teşekkürler...

Bir Dut Masalı/Nuray
Nunucuğum, diyorum ki artık uçmayayım. Senin mutfağına konayım. O kadar çok pasta, börek, çörek imal ediyorsun ki, birilerinin bunları yemesi lazım canım:)

Zerrin
"Yine Mi Güzeliz, Yine Mi Çiçek..."

Sevinç
Tavsiyelerinde son derece haklısın. Güneş banyosu da bir yere kadar!

Berrin Açılmış
"Sakin yazmak"... çok sevdim bu tanımı. Teşekkür ederim:)

Nilambara
Hayatın kendi bir film değil mi zaten? Sizinle aynı karede olmak da güzel ama:)

:)den dedi ki...

Asortik Krep
Kesin biliyorsunuzdur o lezzet durağını. Fethiye'de bu kadar şahane deniz ürünleri yapan başka bir restoran var mıdır bilmem. Parmaklarımızı yedik resmen:)

Bir Dilim Sohbet/Zero
Zerenciğim yazı seviyorum ben, orası kesin:)

Aslı'nın Mutfağı/Aslı
Kükürt kokusu çok fenaydı. Fakat çamur banyosu o kadar eğlenceli ki bir süre sonra insan o berbat kokuya bile alışıyor:)

Brajeshwari/Burcu
Canımcım gerçekten emek veriyorum Uçan Martı'ya. Yazmak için yazmıyorum. Sonra kendi fotoğraflarımı kullanma konusunda ısrarcıyım, detaycıyım. Sözcüklerim ve fotoğraflarımla insanlara huzur verebiliyorsam ne mutlu bana. Gittim, gezdim, yedim, içtim değil sadece anlatmaya çalıştığım. Bir felsefesi var. Sığ sularda denize girdik bu tatilde ama hep derin sularda yüzdük!

Hep Süslüydüm/Zehra
Ben de yeniden özledim:)

Azab-ı Mukaddes
İnsan içinde neler yaşıyorsa, dışarıda da onlarla karşılaşıyor. Formül basit; gülerseniz, hayatta size güler:)Denizde, karada, dağda, bayırda her yerde neşemiz yerinde çok şükür.

Zarpandit/Gökçe
Aşkımı midemde sakladım ben de;)

Ordan Burdan Hayattan/Yasemin
Bir sonraki yazım için dün bir deneme yayını yapmıştım kısa süreli. Yeni yazı yayınlamadım.
Fazıl Bey Kahvesi meşhur oldu:)

Pelin
Ruhunu tatile çıkardığım için keyfim yerinde. Ne zaman istersen o zaman dön canım:) Sen de bana ışıl ışıl bir enerji verdin çok teşekkür ederim.

Adsız dedi ki...

yazı ve fotoğraflar çok güzel. 2005 yılında didim turla 2006 yılında ets turla 10 günlük bir ege-akdeniz gezimiz olmuştu ve bu anlattığın yerlerin hepsini gezmiştik bende birçok fotoğraf çekmiştim.