20 Ağustos 2008 Çarşamba

MUTLULUK; Sağım Solum, Önüm Arkam SOBE...

"İnsanoğlu mutluluğu hep hor kullanıyormuş...
Hep şikayetçi hep bıkkınmış...
Birgün melekler mutluluğu saklamaya karar vermişler...

Saklayalım, zor bulsunlar...Zor buldukları için belki kıymetini bilirler diyerek ,başlamışlar tartışmaya...Sorun büyükmüş...Mutluluğu saklamak kolay değilmiş çünkü...
Kimi;'Everest'in tepesine saklayalım' demiş,
kimi 'Atlas Okyanusu'nun dibine'...Taç Mahal'in kubbesi, Mekke sokakları, İtalyan sofrası...
Bir hastanenin yeni doğan odası, dondurma külahı, şarap şişesi...

Sigara paketi, lale bahçesi...Pek çok yer düşünmüşler, ama hiçbiri yeterince zor gelmemiş...Derken meleklerden biri; 'İÇLERİNE' demiş, 'İÇLERİNE SAKLAYALIM...''Kimsenin aklına gelmez İÇİNE BAKMAK!..'İşte o gün bugündür mutluluk insanın kendi içinde saklıymış..."
Gülter Abla ve Oğuz Abi'nin Kazan'daki çiftlik evindeydik, yine bir hafta sonu. Bu kez daha kalabalık bir dost grubuyla beraberdik. Kazan, Ankara'nın ilçelerinden biri. Deniz ve kum tatilinden hoşlanmayan, toprakla uğraşarak sakin bir yaz geçirmeyi tercih eden, doğaseverlerin buluşma noktasıdır burası. Yazlıktan ziyade çiftlik evi hayatı hakimdir. Kimyasal gübre ve ilaç kullanmadan, tamamen geleneksel yöntemlerle sebze-meyve yetiştiren, ekolojik ürünlerini dostlarıyla paylaşan, köpekleri olan, ama bahçe kapılarına "dikkat köpek var" tabelasını asmayan, kalender meşrep insanların sığınağıdır Kazan.

Gülter Abla ve Oğuz Abi sayesinde Kazan, bizim de hafta sonu sığınağımız oldu. Sadece evlerini değil, gönül kapılarını da sonuna kadar bize açan dünya tatlısı bu iki insan; kızları, damatları, torunları ve dostlarıyla her yaz bu çiftlik evinde buluşurlar.
Uzun mutluluk sofraları kurulur. Çaylar, kahveler içilir, sohbetler edilir. Kimi zaman okunan bir kitap, kimi zaman izlenen bir film, kimi zaman da yaşama dair bilgiler paylaşılır, gecenin koyu karanlığında, yıldızlar altında... Ne büyük bir keyif değil mi?

Yine yeni yeniden aynı heyecanla bir buluşma...

Bol bol kucaklaşma ve özlem giderme sonrası devlet madalya törenini aratmayan bir protokolle beyler iki mangalı birden yaktı. Mangalın birine etli yeşil biberler ve mantarlar dizildi.

Diğerine itinayla köfteler, tavuk kanatlar, pirzolalar... Ateş yakma, avlanma iç dürtülerinin DNA uzantısından olsa gerek, mangal söz konusu olduğunda beyler kendilerini kaybediyor. Hepsi keyiften 4 köşe... Aynı heyecanı evin mutfağında gösterseler, biz de keyiften sekiz köşe oluruz halbu ki:)

Beyler mangal başındayken biz de boş durmadık elbet... Gülter Abla'nın şirin mutfağında atom karıncalar gibi çalıştık. Kocaman tabaklara kaşık salata, sumaklı soğan, yoğurtlu semizotu, haşlanmış yumurtalı patates salatası...




Veee piyaz yaptık hep bir elden...

Herkesin çorbada tuzunun bulunduğu, sevgiyle, emekle ve neşeyle kurulmuş bir sofrada yediklerinizin lezzetine doyum olmuyor.

Yanıbaşımızdaki güllere düşen ışığın güzelliği, masamızı dolduran kalabalığın sakin neşesi, çimlerde çıplak ayaklarla uçurtma uçuran çocuklarımızın sevinç çığlıkları ve Müzeyyen Senar'ın müzik setinde dönüp duran albümü "Bir Ömre Bedel"...
İçimizdeki mutluluktur sofraya kurulan belkide, kimbilir?..

Yemek sonrası herkes çay molasına kadar kendini yaşamak üzere dağıldı. Fotoğraf çekenler, Oğuz Abi'nin marangoz atölyesine girenler, tembellik yapmak üzere kendini hamağa atanlar, sohbet etmeyi tercih edenler, evcilik oynayanlar...
Ailemizin bahçevanı, eline budama makasını alınca çoşan, önüne gelen herşeyi (ağaç, gül, çalı, çırpı..vs) makaslayan, her eve lazım, kopyalanıp çoğaltılası eşim ise her zamanki gibi gülleri budamaya başladı.

Biz de Gülter Abla ve Çıray ile meyve bahçesinde yürüyüşe çıktık. Doğanın içinde olmak nasıl da huzur veriyor insana. Kent hayatının karmaşasından uzak, katıksız renklerin, saf kokuların ve tatların olduğu bir yerde elini uzatıp ağaçtan kayısı koparmaktan daha mutluluk verici ne olabilir ki?
Güneşte iyice demlenmiş, en iri, en sulu, en kırmızı yanaklı kayısıları topladım. Bizlere bu kadar lezzetli meyveler sunduğu için kendisine teşekkür ettim. Bir de bizimle tüm bu güzellikleri paylaşan Gülter Abla ile Oğuz Abi'ye...

Sonra yaşlı armut ağacını ziyaret ettim. Kollarımı açıp, kabuk kabuk olmuş gövdesine sarıldım.
Sevgili bilge dostum armut ağacı ile dertleştim biraz. Ben anlattım o sustu. İyi bir dinleyici olmuştur hep. Cömerttir de kendileri. Küçük, ballı bir tane armut istedim, bir avuç verdi! Neyi var neyi yok daha da verirdi ama, "Bodrum'dan gelecek olan Doğa ile Teocuğuma kalsın biraz da, sağol" diye fısıldadım kulağına...

Armut ağacıyla vedalaştıktan sonra sıra geldi elmaya.. Henüz meyveleri küçük ve yeşildi, kızarmamıştı. Olsun, her halini severim ben onların:) İzniyle dalından bir tane elma kopardım usulca. Üstüme silip afiyetle yedim, tıpkı çocukluğumda olduğu gibi...

Elmanın ekşimtrak tadıyla mest olmuşken, gözüm Japon elmalarına takıldı. Kiraza ne kadar da benziyor. Yenmediğini biliyorum, ama yine de görüntüsünün cazibesine kapılıp tadına bakmak geldi içimden. Keşif ruhu bu olsa gerek... Acı-ekşi-buruk- kekremsi birşey. Minik çekirdekcikleri var. Yenilecek gibi değil yani:)

Bir de uzakta duran ceviz ağacını selamlayayım dedim. Aslında itiraf etmem gerekirse, kendimi ona göstermek istedim. Cevizler gördükleri her şeyi resmederlermiş ya gövdelerine... İstedim ki benim de bir fotoğrafım olsun ceviz ağacının yaşlı bedeninde. Elimde artık bir uzvum haline dönüşen fotoğraf makinasıyla gördüğünü çek, çek nereye kadar, hey hat!.. Birisi de beni çeksin yahu:)
Fakat tiril tiril yaprakların arasından meyvesini yeşil kabuklarla sarıp sarmalamış şu güzelliği, çektiği fotoğrafın karşılığı olarak ölümsüzleştirmek gerekmez mi? Elbette...

Meyve bahçesindeki turumuzu tamamladıktan sonra sebze bahçesine geçtik. Bostan da deniliyor, bu tür karışık sebze bahçelerine...

Önce çiçeği burnunda, nazlı kabaklardan topladık. Aslında sabahın erken saatlerinde kalkıp, ağzı açık iken kabak çiçeklerini toplayıp enfes bir dolma yapmak da vardı ya...

Sonra dolmasından, sivrisine ve de çarlistonuna çeşit çeşit biberlerden attık sepetimize. Herşey taze, çıtır çıtır... daha da önemlisi sadece toprağın bereketi, suyun neşesiyle büyümüş... Hormon ve ilaç mı: Aaa, onlar da ne?

Doğanın insana bahşettiği bu armağanlara binlerce kez teşekkür ederek ve şükranlarımızı sunarak veda ettik bostana, kolumuzda bir sepet dolusu domates, biber, kabak ile...

Saat epeyce ilerledi. Güneşin yakıcı sıcağı yerini serin Ankara rüzgarına bıraktı. Gülter Abla günün süprizi olarak verandanın çitlerine sarılmış süs kabaklarını gösterdi. İsmi "Erbakan kabak onların" dedi. Hoca efendinin en popüler zamanlarında mahkeme kararı olmaksızın, "yeşil beresi"nden ötürü adı değişen "Erbakan Kabağı"na bir selam vermeden önünden geçilmezdi elbette: Selamünaleyküm hocam...Akşam şerifleriniz hayrola...

Bol oksijen ve bunaltıcı sıcak nedeniyle sersemleyen bedenlerimizi nereye bırakacağımızı düşünürken, Oğuz Abi hemen devreye girdi. Bu kadar dolaşmak yeter diyenlere, işte hamak, yok ama karyola....

Eeee daha karpuz kesecek, iki laf daha edecekler siz de lütfen buraya...

Hamağa uzandım. Doğadaki gördüğüm tüm güzellikleri gözlerimden ruhuma akıttım. Sonsuz bir mutluluk ve sevginin ritmiyle atıyor yüreğim. Hamağın yanındaki öne arkaya sallanan oyuncak at, Pegasus oluyor birdenbire. Beyaz kanatlı uçan düş atı Pegasus'a biniyorum. Helikon Dağı'na çıkıyorum ilham perileriyle tanışmaya. Diyorum ki onlara; "Mutluluk yazıları ilham edin bana"
Kahkahalarla gülüyorlar. Bozuluyorum ama çaktırmıyorum. Bir an geliyor ben de kahkahalarla gülüyorum onlara. Anlıyorum ki, gülmek meleklerin dilidir ve mutluluk içimizde gizlidir.

Mutluluk ne geçmişte ne de gelecekte... Tam içinde bulunduğumuz "an"da. Mutlu olmak için şu andan daha iyi bir zaman yok. Bir varış değil, yolculuktur mutluluk. Her an içimizde, yanıbaşımızda olan.
Konfüçyüs'ün dediği gibi;
"Pek çokları mutluluğu insandan daha yüksekte ararlar, bazıları da daha alçakta. Oysa mutluluk insanın boyu hizasındadır."
Meleklerin dilini konuşmanız ve içinizdeki mutluluğu hep sobelemeniz dileğiyle...

34 yorum:

Tabiat Ana dedi ki...

bu ne güzel bir haftasonu imrenmemek elde değil ki sevgili uçan martı:)
hani hep derlerya yediğin içtiğin senin olsun gördüklerini anlat doğrudur elbet ama bu söz bile mantarlara ,piyaza ve elmaya takılmamı engellemedi malesef:))
Mutluluk görmesini bilirsen baktığın yerdedir aslında.böyle güzel dostluklarla da mutlu keyifli olmamak imkansız.
sevgilerimle:)

hepsusluydum dedi ki...

Tam da İstanbul'un yapış yapış sıcağından bunalarak, pazar gününe yapılacak Gökçeada yolculuğunu hayal ederek çay içiyordum kiii..mutluluğun resmini çizivermişsin :)den içim açıldı..
Mutlu olmak kesinlikle bizim elimizde..tanışmadan dost olmuş insanların sıcacık yazışmalarıdır belki de..
Güzel bir şiir var elimde.. burayı çok işgal eder,en iyisi kendi sitemde paylaşayım sizlerle..sevgilerimle..

Zerrin Pasta Evi dedi ki...

Dostlarla geçirilen çok güzel bir hafta sonu olmuş :)))))

Fotoğraflar çok güzel... Çiftlik evi çok güzel :)))))

Armutları görünce bende 2 hafta önce annemlere gidince babam da ağaçtan kopartıp ikram etmişti ne kadar lezzetliydi ve önemlisi de babamın elinden olmasıydı :)))))

Şimdi sırada incirler var gidip onları da tatmak lazım :))))

Bostanı görünce de çocukluğum aklıma geldi.Ben İst.Beylerbeyinde doğdum, büyüdüm.Bizim de komşumuz Vangel amcamızın bostanı vardı. Annem oraya gönderir herşeyi dalında taze olarak alır getirirdik :)))

Ben çocukluğumda herşeyin tazesini,doğalını yedim.Çok mutlu bir çocukluk yaşadık :))))

Mutluluk kapılarımız hep açık olsun. Bunu çok uzaklarda aramayalım yazıdaki gibi içimizde olduğunu unutmayalım :))))

Mutlu olmak da her zaman mümkün mü? Tabii değil... Ama bazen bir tatlı gülümseme bile yeterlidir :)))))

Sevgilerimi gönderiyorum.

aslı'nın mutfağı dedi ki...

Büyük bir keyifle okudum yazını, aynı keyifle de fotoğrafların tadını çıkarttım. Çiftlik evi nefis! Hep beraber yemeğe girişmeniz de öyle.. Yemekten sonra herkesin hobisinin peşinden gidip serbest vakit geçirmesi fikri de çok güzel, destekliyorum :) Güzel dileklerin için teşekkürler, sevgiler..

pelin'ce dedi ki...

Mutluluk içimizde değil mi,çoğu kez unutuyoruz sanırım....Çok keyifli anlatmışsın..Huzur içinde okudum..
Çiftlik evi inanılmaz keyifliymiş,sofra zaten hayran bıraktı beni...

Mutluğunuz,mutluluğumuz daim olsun...

Damak Tadı dedi ki...

Anlatımın çok hoştu,gönlüne sağlık..Keyifle okudum yaşadıklarınızı!

Harika bir ev,bahçesi,meyveleri,sebzeleri ve onlara eşlik eden güzel gönüllü insanlar da olunca,belirttiğin gibi her tarafını mutluluğun sarması doğaldır..)

Her daim güzel dostlarla güzel sofralarda olmanız dileğiyle..)

Kocaman sevgiler..

YASEMİN ASLIHAN BABALIK dedi ki...

Güldencim geniş bir anımda mutlaka okuyacağım bu güzel yazıyı.
seni mimledim ve oyuna davetlisin canım.kolay gelsin

Hülya dedi ki...

Blogunu yeni keşfettim "aa Ankara'dan yazıyormuş" diye bir heves okudum.
Çok güzel anlatmışsın.
Dostluklarının hep yaşamasını diliyorum.

YASEMİN ASLIHAN BABALIK dedi ki...

harikasın Güldencim.Mutluluk dağlar gibidir,ses verir ama kımıldamaz.Bekler ki sen ona gidesin.çok sevdiğim bir tanımıdır bu mutluluğun.beklemekle olmaz sen gideceksin kapıp alacaksın mutluluğu,mutsuz olmak için o kadar çok sebep varken mutlu olmak için ufacık da olsa sebepler yaratacaksın.yoksa bu yaşadığımız hayat nedir ki?

zero dedi ki...

Sevgili Gülden, sen bu dünyada cenneti görmüşsün bilmem farkında mısın? Sormama bile gerek yok aslında, evet farkındasın, gönül gözünü sonuna kadar açmış bir insanın kaleminden dökülebilir ancak böylesi satırlar. Baştan aşağı okudum yazını. Sonra döndüm başa, tekrar okudum her satırın her sözcüğün keyfine vara vara. Fotoğraflara daldım. Ören'deki kendi kayısı ağacımı, dolmalık biberlerimi, avuç içi kadar bostanımın bana verdiği nimetlerden nasıl bir mutluluk duyduğumu hatırladım. Mutluluk işte, dedim, Gülden haklı, mutluluk işte tam da bu! O günü paylaşan, bir araya gelmenize vesile olan, tüm bu güzellikleri bizlerle paylaşan, fotoğraflayan, satırlara döken herkese ama herkese çok teşekkürler:)

(Bu arada Batman yazıma yaptığın o gurur verici yoruum için de çok teşekkür ederim, büyük mutluluk benim için:))

Aybike Ceylan dedi ki...

Hersey ne kadar guzelmis, ne guzel bir hafta sonu olmus.
Icinize sinsin, keyifle..

Sevgiler.

YASEMİN ASLIHAN BABALIK dedi ki...

güldencim bu benim de ilk mimlenmem.
yapman gereken sadece taklitçilik konusuna dikkat çekip birkaç kelam etmen.gönlünde ne geçerse ve de sonunda sen de birkaç arkadaşını mimleyeceksin.işte bu kadar

:)den dedi ki...

Sevgili Tabiat Ana, mutluluk verici yorumun için çok teşekkür ederim."Mutluluk görmesini bilirsen baktığın yerdedir aslında"
demişsin ya aynen öyle...

Sevgili Hep Süslüydüm, sen de mutluluğun resmini çizmişsin yorumunla...

Sevgili Zerrin, çocukluğundaki mutluluk, yaş aldıkça çoğalsın yaşantında...

Sevgili Aslı, herkesin kendini yaşaması küçük ama ince bir ayrıntı değil mi?

Sevgili Pelin, size yazılarımla huzur verebildiysem benden mutlusu yok:)

Sevgili Damak Tadı, dışımız içimizin aynasıdır diye düşünürüm hep.

Sevgili Hülya, Ankaralı bir bloger ile tanışmak beni de heyecanlandırıyor:)

Sevgili Yasemin, bana yazacak bir söz bırakmamışsın, teşekkürler canım...

Sevgili Zerenciğim, kişisel cennetimi yaşıyorum şimdi doğru. Hergün hayata yeniden başlayarak, öğrenerek ve sürekli değişerek...
Farkında olmak kadar farkedilmekte mutlu ediyor beni, egomu değil!
Sonsuz teşekkürler...

Sevgili Aybike,yazılarımı okuduğun ve değerli yorumlarını çok uzaklardan bana ulaştırdığın için teşekkürler...

bocuruk dedi ki...

:)den'ciğim,
Dün de okudum bu yazını. Yorum bırakmadan çıktım gittim, tadı damağımda:) Neden yorum bırakmadım. Ne yazsam, bu yazının içimde uyandırdığı hisleri anlatamayacaktım da ondan. Bugün yine okudum. Çok güzel bir anlatım dilin var senin. Hayran kalıyorum okurken. "masamızı dolduran kalabalığın sakin neşesi," mesela ne güzel bir anlatım! Veeee Gülter Abla ile Oğuz Abi' nin evlerine bayıldııımmm. Güle güle sağlıkla otursunlar. Çektiğin fotoğraflardan evin her köşesinde ayrı bir özenin olduğu anlaşılıyor. Dünyada cennetten bir köşe oluşturmuşlar kendilerine. Ne mutlu onlara. Ve ne mutlu hepinize ki o güzelim masanın etrafında toplanabilecek dostlar bulmuşsunuz. Nice güzel paylaşımlara:)
Sevgilerimle...

gökçe! dedi ki...

bence tüm bu mamalar mutluluk ibaresi benim için :):):):):)

Αzαв-ı мυкα∂∂єѕ dedi ki...

Güzel bir hikaye ile başlayarak yazıyı tamamlamak kadar güzel bişey olabilir mi (:
Ben çok seviyorum bu benzetmeleri (:

Gülter Abla ve Oğuz Abi

Çok merak etmekteyim (: Böylesi güzel anları paylaştıgınız kişiler çok şanslılar (:

gecenin koyu karanlığında, yıldızlar altında...

imrenmemek elde mi ahh ... İstanbul gibi bir beton şehrinde(ki Ankara'nın da aşağı kalır yanı yoktu benim gördüğüm kadarı ile (: ) bunu yaşamak için kendi adıma çaba veriyorum :) İyiki terasımızın bir kısmını babam kapatmadı (: Yere serilen halı üstüne uzanıp yıldızları seyretmenin heyecanını hiçbişeye değişmem (: Konsantre olunması gereken bir konu varsa birebir ...

Kocaman tabaklara kaşık salata, sumaklı soğan, yoğurtlu semizotu, haşlanmış yumurtalı patates salatası...

Bu ilk tabaktaki nedir?Çok beğendim :)) Merak ettim (: Acılı ezme desem dicem ama en güzel sormak sanırım :))

Cevizler gördükleri her şeyi resmederlermiş ya gövdelerine... İstedim ki benim de bir fotoğrafım olsun ceviz ağacının yaşlı bedeninde.

Sırf bunun için Topkapı Sarayı'ndaki yaşlı Cevizin içine girmiştim (: Kapısını açmış bana tam gövdesinden :)) İyice bakındım;ellerimi yüzünde gezdirdim ... Mutlu oldu o da (: Çünkü böcekleri sevmeyen bana,orda bir tane bile böcek göstermedi (: Birazcık dileklerimden bahsettim ailem gezerken Topkapı Sarayı'nın yeşilliklerini ... Bakalım bir sonraki gidişimde değişen bişeyler olacak mı (:

İsmi "Erbakan kabak onların" dedi.

İlk kez böyle bişey duydum ; hatta duymadım okudum (: Hergüne yeni bir bilgi (: Yaşasın (:

Mutluluk ne geçmişte ne de gelecekte... Tam içinde bulunduğumuz "an"da.

Bizler hep ''sonra''lara erteliyoruz hayatı bile ... Değil ki mutluluk ...

Okurken mutlu oluyorum yazılarınızı ... İyiki ama iyiki varsınız ...
Gönlünüzdeki o güzellikler umarım hiç solmasın ve bu tad aldıgınız tüm güzeller bir ömürden de öte sizlerle olsun (:
Mutlu saatler ...

WarhaWk dedi ki...

Çok güzel bir blog.
Bende yeni bi blogcu sayılırım.
Saygılar,
Cenk

Düşlerimin İNCİSİ dedi ki...

büyük keyifle okudum yazdıklarını gerçekten büyük şans doğaile bütünleşmek ne güzel ,insanın kendini mutlu edebilmesi en önemlisi zaten buna güzel dostluklarda dahilse ne istenirki hayattan sevgiler

:)den dedi ki...

Sevgili Bocuruk, o kadar güzel şeyler yazmışsın ki, ne diyeceğimi bilemiyorum gönül dolusu teşekkür etmekten başka...

Sevgili Gökçe, mamalara olan düşkünlüğünü blogundan yakından takip ediyorum. Mutfak değil, pastane gibi seri üretimdesin:)

Sevgili Azab-ı Mukaddes,yazılarımı cümle cümle okuman, anlamlandırman, zaman ayırman çok büyük incelik. Zaten terasındaki halıya uzanıp yıldızları seyredebilen bir ruh güzelliğinin eseri bu farkındalık. Siz de iyi ki varsınız:)
Yaşamımızda herşey bumerang gibi. Sizden ne çıkıyorsa, aynısı size geri dönüyor. Ektiğimi biçmekten mutluyum:)Dua gibi geldi güzel temennilerin. Sağol...

Sevgili Warhawk, blogumu beğenmenize sevindim. Teşekkürler.

Sevgili Düşlerimin İncisi, yaşam her birimize verilen kutsal bir armağan. Bedenlerimiz emanet elbisemiz. Baki kalan ruhumuz. Herkesin ruhuna uygun frekansta dostlarla buluşabilmesi dileğiyle...

Serpil dedi ki...

Muhteşem bir yazı. Harika bir mekan. Sevgi dolu dostlar. Gönülden gelen paylaşımlar. Yaşadığınız özel anların dilerim herkes kıymetini bilir.
Bu tarz paylaşımların ve güzelliklerin karaborsa olduğu bir toplumdan sıyrılabilme yetisini gösteren koca yürekler insanlar sizleri tebrik ediyorum.
Diğer yorumcu arkadaşların yazdığı gibi İYİ Kİ VARSINIZ...

Fast food kültürüne inat tabakta lezzetler... dedi ki...

İyilik ve güzelliklerle dolu her şeyin istediğinizden de daha güzel olacağı harika bir hafta sonu diliyorum.
Sevgiler…

Tijen dedi ki...

Yanaklarından öpmek lazım her ikisini de!

ÖZGÜLÜN TARİFLERİ dedi ki...

hersey o kadar guzelki yazacak soz ler bulamiyorum.
sevgiyle, emekle ve neseyle kurulmus bir sofrada yediklerinizin lezzetine doyum olmaz sana katiliyorum canim mutlulugunuz her daim olsun.
kucak dolusu selam ve sevgilerrr.

Neşeli Sesler dedi ki...

Harika vakit geçirmişsiniz.
Okurken senin adına ben de çok mutlu oldum

Seda'nın Günlüğü dedi ki...

Bu nasıl bir güzelliktir. Doğa ile iç içe olmak,meyveyi dalından koparmak, sevdiklerinle hoş keyifli vakitler geçirmek...
Nice güzel mutlu günler geçirmeni dilerim canım
Sevgiler...

birdutmasali dedi ki...

söylenecek her şey söylenmiş,
tadına bakılacak tüm lezzetler damaklarda buluşmuşş.
paylaştığınız için tşkrlrr.
svglr NuNu

zerrin- m isss dedi ki...

nefis fotoğraflar.. :)

YASEMİN ASLIHAN BABALIK dedi ki...

güldencim ah keşke kapımı çalsan bir gün ne mutlu olurum.

arzu dedi ki...

Selam,ben Mutfaksever.Şu ismini çok beğendiğiniz.Yalnız haksızlık etmeyin Uçan Martı'ya bence.Özgürlüğü çağrıştırıyor hemen insana.Sonu mutlu bir yorgunlukla biten haftasonlarına bayılırım ben de herkes gibi.Görüşmek üzere.

YASEMİN ASLIHAN BABALIK dedi ki...

güldencim bu sabah ben de ekranımı açıp da ilk yorumun böyle güzel olduğunu görünce nasıl mutlu oldum anlatamam.ben de orhan pamuk severim o yüzden okumadan tavsiye edebilirim diye kendimden emindim.programı kaçırmayın gerçekten çok keyifliydi.ben de tekrar izlemek istiyorum çünkü başını kaçırmıştım

ayışığı dedi ki...

Sevgili :)den hanım, çok haklısınız, mutluluğu hep yarında arıyoruz yada geçmişte kaldığını düşünüyoruz ve bu arada an'ı kaçırıyoruz, sıcacık ve sevgi dolu anlatımınızla içimize dönüp ne var ne yok diye bakmamızı sağladınız, iyiki varsınız. Yüzünüzü hiç görmedim ama yüreğinizin sıcaklığını ve sevginizi hissediyorum... bende size sevgilerimi yolluyorum...

Yaşamın Kıyısında dedi ki...

Nefis bir yazıyla başlayan ve nefis bir tatille biten, okunması insana huzur ve mutluluk veren bir pos.
Mutluluk işte aynı benim düşündüğüm gibi. O kadar kolay sahip olunan ama illada devamlı arayıp durduğumuz duygu.

Nefis bir tatil geçirmişsin. Bir benzerini de ben yaptım. İznik gölü kenarında, meyve bahçeli, sebze bostanlı, hamaklı, mutluluk sofraları ve sevdiklerim ile.
Mutluluğu benim gibi gören uçan martı' ya sevgilerle.

ÖZGÜLÜN TARİFLERİ dedi ki...

merhabalar:)
30 agustos zafer bayraminiz kutlu olsun.
Hayirli bol bereketli ramazanlar diliyor selam ve sevgilerimi gonderiyorum.

fondu yagli peynirle baharatlarin karisimindan meydana gelmis bir cesit karisim.
zannedersem iceriginde kanyakta var.
isitilarak tuketiliyor.

ikicesit'fondu var benim bildigim.
1-beyaz peynir fondusu
2-kasar peynir fondusu

borek,ve pizanin icinde fevkalade nefis oluyor :))
kasarla karistirip kullaniyorum.

Adsız dedi ki...

Mutluluk bence güzeli yakalayan resmederek çoğaltan,paylaştıran sizin gibi insanların var olması,sayınız çok az lütfen kendinize iyi bakın.mutluluğun resmini çizmeye gerek yok yaratıcı zaten çizmiş bak gör ve keyfini çıkar ve şükret.bence mutluluk güzel olanın değerini bilmek bize nasip ettiği için yaratıcıya teşekkür etmek yani şükretmektir.İNSANLARA TEŞEKKÜR ETMEYEN ALLAH'A ŞÜKRETMEZ.bizimle bu güzellikleri paylaştığınız için teşekkürler.