25 Ağustos 2008 Pazartesi

Başka Bir Mekan; KARAVAN

Piyangodan büyük ikramiye bana çıksa gidip ev almam, tam donanımlı bir motokaravanla dünyayı dolaşırım! Doğanın içinde olmayı, kampları ve çadır hayatını severim çünkü. Ee ne de olsa atalarım göçebe:)
Karavan hayalim ve göçebe ruhum haftasonu bizi yollara düşürdü. Şimdilik dünyayı dolaşamayacağız ama karavanda konaklayacağız iki gün. Nerede mi? Ankara'nın Beypazarı ilçesi Kırbaşı Beldesi As Balıkçılık ve Kampçılık Tesisleri'nde kurulan Türkiye'nin ilk karavan köyünde.
Boz tepelerin ve yeni derilmiş uçsuz bucaksız ekin tarlalarının panoramasında, sarı- sıcak bir yolculuk yaptık. Bozdan çıktık kıra, oradan Kırbaşı'na... Bozkırın içindeki vaha As Balıçılık ve Kampçılık 'a...

Tesisin sahibi Mustafa Sezen sıcak bir gülümsemeyle karşıladı bizi. Eşi Ebru Hanım, çocukları Yağmur ve Ali, babası Ali Bey ve annesi Hatice Hanım ile tanıştık. Misafirperver, cömert, dost insanlar. Uzun sohbetler ettik ince belli bardaklarda çay eşliğinde. İnanmakta zorlansak da, bozkırın ortasında vaha gibi kalan bu kamp alanı eskiden taş ocağıymış. Mustafa Bey ve ailesi bu taş ocağını, içinde 800 meyve ağacı, sebze bahçeleri, kamelyaları ve restoranı olan çok amaçlı bir kampa dönüştürmüşler 10 yıl önce. Bu yıl da karavan üreten bir firmanın önerisiyle Türkiye'de ilk kez kurulan karavan tatil köyüne ev sahipliği yapmaya başlamışlar.

Kampın restoran kısmı ve kamelyaları Kirmir Çayı'nın yanıbaşında. Yöresel yemeklerden, ızgara et ve balığa kadar zengin bir mönü var. Balıklar Sakarya Barajı'ndan geliyor. "Yok ben aşçılığımı konuşturacağım" derseniz kendi yemeğinizi kendiniz de pişirebiliyorsunuz.

Kampın etrafında ayrıca 7 adet doğal gölet var. Yaban ördeği, kaz ve balıkçıllara ev sahipliği yapan bu göletlerden 5'i kuruma noktasına gelmiş ne yazık ki! Mustafa Bey'in babası Ali Bey, "Mevsiminde burada binlerce leyleği bir arada görebilirsiniz" diyor.
Direklerin üstündeki boş yuvaların dışında leyleklerin izine rastlamadık ama, bol bol uzun kulaklı pofidik tavşanlardan gördük. Hatta bir tanesi kendisini fotoğraflamama izin verecek kadar nazik ve sıcakkanlıydı:)

Çevreyi keşif gezimiz sona erince, sıra geldi konaklayacağımız karavanı görmeye. Mustafa Bey bizi beyaz kuğuları andıran çekme karavanların yan yana sıralandığı alana götürdü.

Duşu, alafranga tuvaleti ve çift kişilik yatağı olan 18 numaralı karavanı seçtik. Çocuklarıyla gelenler için ayrıca 2 kişilik ranzası olan karavanlar da var. Yalnız onların duşu yok!
1 gece 2 gün konaklama için kişi başı 30 YTL. ödedik. Sabah kahvaltınız da bu fiyata dahil.
Karavanların içi küçük ama son derece fonksiyonel. Giysilerinizi asabileceğiniz bir dolap, mutfak, buzdolabı, su ve elektrik var. Mutfağınızda tencere, tava, çaydanlık, plastik tabak- çatal-bardak, küçük bir çöp kovası, bulaşık deterjanı-süngeri, sıvı el sabunu... kısacası ihtiyacınız olan herşey mevcut. Ağustos sıcağında tek eksik klima!

Kaplumbağalar gibi nereye gitseniz sırtınızda taşıyabileceğiniz bir ev işte. Bu karavanların esin kaynağı kesinlikle kaplumbağa bence:)

İki günlüğüne bile seyahate çıksa, yanında iğneden törpüye, yara bandından yedek mendile her şeyi taşıyanlardan olmasam da gittiğim yere bir güzel yayılmayı ve ruhumu katmayı severim. Kendi mutfak gereçlerimizi, çarşaf takımımızı, mangalımızı, kitaplarımızı, eşimin yastığını (İlla kendi yastığı olacak:) kıyafetlerimizi bir güzel yerleştirdim. Karavan fotoğraflarını bu işlemlerden önce çektim, sizleri yanıltmasın diye...

Kendimleştirdiğim kaplumbağa evimizde mutluyum. Kesinlikle bir karavan almalıyız. Kutu gibi ev. Üstelik pencere manzaran sürekli değişiyor. Deniz, dağ, orman, kır, bayır, kuşlar, yıldızlar, ay dede... hangisini istiyorsan artık. Yazlık veya dağ evi yerine karavan edinselerdi insanlar, beton yığınına dönmezdi sahillerimiz ve de yağmalanmazdı ormanlarımız.... Zaten bu "yazlık" denen konut geleneğini erkek grubundan oluşan "müteahhit" ve "aile reisleri"nin kadınlara kurduğu bir tuzak olduğunu düşünürüm hep, nedense? Denize gir, mayo yıka, yemek yap üçgeninde geçen bir hayatın neresi tatil, değil mi ama?

Bu düşüncelerle kaplumbağa evimizden kafamı uzatınca bir ne göreyim! Beyaz örtülerle donatılmış masalar, arkasına pembe tüllerden fiyonk yapılmış sandalyeler, balonlar, müzik platformu, etrafta telaşla koşturan garsonlar... Burnumuzun dibinde bir cümbüş yeri kurulmuş hemen. Akşama kampta sünnet düğünü varmış meğer! Bu da karavan yaşamının cilveleri demek ki... Dünyanın neresine gidersek gidelim sünnet düğünü eşliğinde bir daha asla karavan tatili yapamayız herhalde:)

Açık havada insan daha mı hızlı acıkıyor ne? Normalde sabah doyurucu bir kahvaltı yaptığımızdan haftasonları öğle yemeklerini atlarız. Şimdi, kurt gibi açız! Amma ve lakin işin kolayına kaçmamaya da kararlıyız. Kendi yemeğimizi kendimiz pişireceğiz. Karavan yaşamı zaten bunu gerektirmez mi? Ankara'dan gelirken mangalda pişirmek üzere et getirmiştik. Yanında çoban salata iyi giderdi ama, gerekli malzememiz yoktu. "Gidip restorandan biraz domates, biber mi istesek acaba" diye dertlenirken ziyaretimize gelen Hatice Hanım "Kızım sebze-meyve ne isterseniz bahçemizde var. Gel gidip toplayalım taze taze" demez mi...

İşte tam da böyle anlarda içimdeki mavi şirinlerden biri zıplayarak dışarı atar kendini. Ormandaki mantar evlerde mutlu mutlu yaşayan bin bir şirinden biriyimdir artık. "Hayat şirinlerdeki gibi mantar evlerde mutlu mesut geçmiyor ki" diyen Gülter Ablamın da kulağını çınlatırım. Hu hu Gülter Abla Çiftçi Şirin oldum ben:)

Şirin Anne Hatice Teyze hasır şapkasını oyalı tülbentinin üstüne geçirdi. Kampın içindeki bahçelere doğru yol aldık. Üzüm bağına girip birkaç salkım mor üzüm kestik.

Şirin Anne Hatice Teyze, "Karpuz da kopar. Soğutup yersiniz" deyince, gözüme kestirdiğim fotoğrafta görünen sağdaki karpuzu tek hamleyle odundan-ocağından ayırıverdim. Eşim görse bu hamlemi hiç beğenmezdi eminim. Kendisi önce karpuzların arasından en parlak yeşilini seçer. Sonra elini tartı yapıp ağırlığına bakar. Ne taş gibi ağır olacak ne de kuş gibi hafif... Ardından karpuzu adamakıllı bir tokatlar. Buraya kadar herşey yolunda gidiyorsa, karpuzu kulağına yaklaştırıp dinler. Nefesler tutulur. Dananın kuyruğunun koptuğu an, bu andır işte. "Tın" sesi gelirse tamamdır; gözümüz aydın sayın karpuz sınavı geçmiştir:)

Sıra geldi salata yapacak malzemeleri kaynağından toplamaya. Şirin Anne bana biber toplamam için küçük bir kova verdi. Her ne kadar çiftçi şirin olsam da, biberleri düşürmeden kucağımda toplayamayı beceremiyorum...

Biberleri topladıktan sonra domates bahçesine geçtik. Şirinler aşkına! Hayatım boyunca hiç bu kadar çok domatesi birarada görmemiştim. Aklıma tonlarca olgunlaşmış domatesi birbirlerine atarak eğlenen ve her yeri domates parçalarıyla kırmızıya boyayan İspanyolların "domates savaşı" festivali geldi. Gülümsedim. Bu güzelim domatesleri fırlatmak değil, tuzlayıp yemek gerek...



Çiftçi Şirin olarak yeterince toplayıcılık yaptım. Şirin Anne ile yemekten sonra meyve bahçesinde buluşmak üzere sözleştim. Şimdi aşçı şirin olma zamanı. Eşim de mangalcı şirin (Şirinlerin Türk versiyonu) olmuş çoktan:)
Meşe kömüründe pirzolalar pişti. Dalından yeni kopmuş sebzelerle salata yapıldı. Karpuz kesildi. Bir tabak da mor üzüm yıkandı. Hepsi kaplumbağa evimizin önündeki masada afiyetle, neşe içinde yendi. Kendimi Obur Şirin'den ziyade kırmızı başlıklı kızın büyükannesini yutmuş koca göbekli bir kurt gibi hissetmeye başladım. Yeme işini biraz abarttım galiba!



Yemek sonrası söz verdiğim gibi meyve bahçesinde Şirin Anne ile buluştuk. Elma, erik ve armut kopardık dalından... Şirin Çileği de var mıdır acaba?



Şirin Çileği bulamadık ama bol bol tombul patlıcan topladık. Közleriz onları bir güzel... Şirin Anne Hatice Teyze, patlıcan "közlemek" yerine "patlatmak" diyor yapılan ateşli işleme:)

Ağustos sıcağıymış, termometreler 37 dereceyi gösterse de hissedilen sıcaklık 40 dereceymiş falan filan aldırmadık. Şirin Anne'nin ocağında kocaman bir ateş yaktık. Tombul patlıcanlarımızı ateşin içine yuvarladık.

Enfes kokularla patlayan patlıcanlarımızın kabuklarını soyduktan sonra kilitli poşetlere doldurduk. Kışın hem soframı renklendirecek hem de şirin anne Hatice Teyze'yi hatırlatıp, yüreğimi ısıtacaklar... Teşekkürler sana Şirin Anne, sayende Mutlu Şirin de oldum :)

Dolu dolu geçen güzel bir günün ardından Kirmir Çayı'nın kenarındaki kamelyalarda bir şişe Beypazarı Maden Suyu içerek dinlendirdim yorulan bedenimi. Çaya dallarını uzatmış salkım söğütleri izledim uzun uzun.... Başını öne eğmiş, saçlarını su kenarında yıkayan mitolojideki tanrıçalara benzettim onları.

Zaman her saniyesini hissettirerek ağır ağır akıyordu. Önce bulutlar çaya inip yıkandı.

Sonra güneş kızıl bir top olup çaya düştü her yeri pembeye boyayarak... Usta bir ressamın fırçasından çıkmış tuvalindeki resim gibi şimdi zaman, kesip saklamak istediğim...

Akşam havanın kararmasıyla birlikte sünnet düğünü başladı. Ankara oyun havalarını çalan orkestra eşliğinde hem de... Gecenin karanlığında sessiz bir köşede mangalımızın dumanı tütüyordu. Karanlıkta ışık kaynağı ararken şahane bir dolunay belirdi. Mönümüz; mangalda et şiş, salata ve karpuz... Derken havai fişekler arka arkaya patladı sünnet çocuğunun şerefine.
Dolunayda mangal, havai fişekler altında yemek... Romantik Şirinleriz:)

Dolunay'ın çifte sürprizi vardı bizim için hazırladığı, karavan gecemizin ilkinde... Başımızın üstende koca bir lamba gibi yüreklerimizi aydınlatan Aydede, iki kez tutuldu o gece... Yeryüzünde Gök şenliği yaşadık... Büyük kentin ışık kirliliğinde kendilerini saklayan yıldızlar, koyu karanlıkta bir bir soyundular, fütursuzca... Binlercesi aktı avuçlarımızdan; yüzlercesini ceblerimize koyduk, "unutursak gecenin birinde yolumuzu, bize rehber olsunlar" diyerek...

Hava serinledi geçten... yıldızlar alnımızda... sessizliğin ortasında, gözlerimiz kapalı dinledik kendimizi; sessizliğimiz ikimizin sesi oldu: Biz ikimiz, mavi şirinlerin küçük köyünde, koca birer evren olduk; yıldızlar cebimizde...

40 yorum:

neslihan dedi ki...

okurken ben de bir minik şirin olarak masalını dinledim:-)kalemine sağlık mı denir yüreğine sağlık mı,hepsi de belki.çok güzel bir yazı olmuş,resimler de harika,yaşadıklarınız da. çok özendim ben şimdi...karavan hep hayalimdir çocukluğumdan bu yana ,umarım bir gün dileyen herkesin olur.sevgilerimle...

Tabiat Ana dedi ki...

harika...
hemde dibimizde ve hiç haberimiz yok.Mutlaka değerlendirmek lazım gibi geldi bana bu şirinler köyünü sevgili mutlu şirine:))
sevgiler

Brajeshwari dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
Brajeshwari dedi ki...

Bu karavan tatilinin sitesine bakip, imkanimiz olmamisti gitmek için..Şimdi okudukça, verdiğin bilgiler ışığında çok imremdim bu tatili....

Sanmam ki, oraya her giden kendini şirin hissediyordur.Mutlaka içindeki doğa seven, mutlu şirine ortaya çıkmıştır da -bizde okuyup mutlu olduk sayende..

domatesler kokuyor muydu domates domates acaba?

sevgiler benden..

not: tanrı tüm şirinleri gargamelden korusun...:)

Aybike Ceylan dedi ki...

Fotograflar harika, yapilanlar harika, tabaklar ve icindekiler harika.
Guzel bir hafta sonu diliyorum, sevgiler.

zarpandit_gokche dedi ki...

süperrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrr!!!!!
muhtesem bir tatil!bu yaşıma geldim dalından bir şey yiyemedim..süpermiş ya harika..karavanalara oldum olası imrendim zaten :( bir karavan şart oldu yok yok :)

süper hersey ya oooy ooy domatesleri patlıcanları yerim ben..

aslı'nın mutfağı dedi ki...

Çok nefis ve romantik bu karavan tatili.. Ben de Ege koylarını gezerken camping alanlarına özlemle bakıyordum, macera dolu ve süper tatiller vadediyor karavanlar..

sofraozlemi dedi ki...

gidip görmüş kadar oldum:)


ama gidip görmek lazım:)imrendim..

sevgiler

Hülya dedi ki...

Masal gibi anlatmışsın.
Çok özendim tatilinize, aklımın bir köşesine yazıyorum bir gün yolumuz düşer diye...
Sevgiler

berrin açılmış dedi ki...

özendim...fotoğtaflarda çok güzel
böyle keyifli şeyler anlatan yazıları seviyorum...
sevgiler

:)den dedi ki...

Sevgili Neslihan,ben de isteyen herkesin günün birinde karavanının olmasını yürekten diliyorum.

Sevgili Tabiat Ana, doğayı olduğu gibi kabul edip sevenler için hoş bir yer. Börtü-böcek, ot-çöpten hoşlanmayanlar için işkence olabilir benden söylemesi:)

Sevgili Brajeshwari, Beypazarı veya Gölbaşı'ndaki tesislerde karavan tatili yapmak isterseniz en uygun aylar Nisan-Mayıs-Haziran. Karavanların içi Temmuz-Ağustos'da çok sıcak oluyor.
Domatesler mis gibi kokuyordu. Pembe, sulu, hormonsuz ve lezizdi:)

Sevgili Aybike, güzel dileklerin için çok teşekkürler...

Sevgili Gökçe, o domates ve patlıcanları derin dondurucuya depoladım. Afiyetle birlikte tüketmeye beklerim.

Sevgili Aslı, Karavancılık tüm Avrupa'da çok yaygın. Biz de çok fazla bilinen ve tercih edilen bir tatil seçeneği değil ne yazık ki!

Sevgili Sofra Özlemi, dilerim birgün sizinde karavan tatili yapma fırsatınız olur.

Sevgili Hülya, yolunuz düşerse mutlaka gidin derim. Karavanda konaklayıp Beypazarı'nın tarihi konaklarını gezebilir, ev yapımı tarhana, salça, erişte alabilir. Telkari atölyelerinde gümüşün nasıl işlendiğini görebilirsiniz.

Sevgili Berrin, fotoğraf çekmeyi çok seviyorum. Bu sevginin ürünü olan karelerin beğenilmesi beni çok mutlu ediyor. Teşekkür ederim.

Selin dedi ki...

Karavan yaşamını, doğanın cömertliğini, meyve ve sebzeyi dalından koparıp yemenin güzelliğini, misafirperver Anadolu insanının sıcaklığını, yüreğinizin zenginliğini o kadar etkileyici bir dille anlatmışsınız ki bize yazacak birşey kalmıyor, lütfen yaşadıklarınızı yazarak bizlerle paylaşın demekten başka...

aslı'nın mutfağı dedi ki...

Gülden'cim hayırlı ramazanlar dilerim, Allah dualarını ve ibadetlerini kabul etsin..

HADİYE dedi ki...

Merhaba,
Öncelikle tüm islam aleminin ramazanını kutlar hayırlara vesile olmasını dilerim.

Ayrıca bu karavan tatiline çok imrendim.Çok sık gideriz Beypazarına , Kahvaltı yapmaya,yada güveç yaprak sarması yemeğe ama bu kamptan haberim yoktu.Gittiğiniz yere ait telefon numarası verebilirmisiniz acaba.

YASEMİN ASLIHAN BABALIK dedi ki...

ayy ne güzel bayıldım ben bu tatile.bizim de eşimle karavan hayalimiz vardır hep.yazlık ev alacağımıza bire karavan alıp her tatilde farklı yerde olmak en güzeli.fotoğraflarına bayıldım çok güzel kareler yakalamışsın.

akasyakokusu dedi ki...

Merhaba uçan martı..Ehh adını bilemedim hoşgör lütfeenn..Biraz resmimi oldu ne:))
Geçen akşam bana yazdıktan sonra bir koşu geldim sana karavan mecaranızı okudum sonuna kadar..Ama yazamadan çıkmıştım o meyvelerde sebzelerde gözüm kaldı..Vallaa oooff dedim Antalya'da iki kere Çallı'daki çarşamba pazarına bir kerede soğuksu civarındaki perşembe pazarına gittim..Amanın o tazecik sebzelere bittim bittim ayol üç beş saattik yol değilki poşetlere doldurup geleyim..5kg börülce alabildim sadece..
Hayırlı ramazanlar diliyorum hoşbulduk diyorum muhabbetimizin devamıyla inşaAllah kocaman sevgilerimle..

:)den dedi ki...

Sevgili Hadiye Hanım,
Beypazarı As Balıkçılık ve Kampçılık Tesisleri'nin telefonları;
(0312)774 50 04
Cep;0542 580 09 09
Beyzarı'na girdikten sonra 3.trafik lambasından sola Kırbaşı Beldesi'ne döneceksiniz. Yaklaşık 10km. sonra sağda. Gitmeden önce mutlaka rezervasyon yaptırın.

Filiz dedi ki...

Çiftçi şirin, mutlu şirin, romantik şirin bence en güzeli karavancı şirin:)
Karavan almak 2 yıldır eşimle hayallerimizi süslüyor. Biz motokaravan istiyoruz. Fiyatlar bütçemizi şimdilik aşıyor. İleride yazlık yerine karavan alacağımız kesin ama:)
Karavanımız yok ama doğada olma tutkumuz çadır hayatıyla son sürat devam ediyor. Toroslarda çadır konaklaması yapmanızı tavsiye ederim. İlk gün yoğun oksijenden başınız dönüyor. Manzara, doğa muhteşem.

pelin dedi ki...

Harika bir yer,ben tv'de görüp izlemiştim sanırım.Ama bu kadar detaylı dikkat etmemişim.Harika anlatmışsın bu tip tatil bana göre değil ama kafayı dinlemek için ideal mekanlar..
Kalkıp gitmek istedi canım:)

Sofradaki lezzetler şahane,birde o kor ateşe atılmış patlıcanlar mahfetti beni:))

Hayırlı Ramazanlar..

Sevgiler..

Αzαв-ı мυкα∂∂єѕ dedi ki...

Ben en baştan söyleyeyim;Ankara'da bir haftasonu kaldım ama bu kadar güzel yeşillik alanlarının olduğunu bilmiyordum ... Bana çok sıkıcı bir yer gibi gelmişti ... Bir daha ki gidişimde bu tavsiye ettiğiniz yerleri özellikle görmek istiyorum insallah :))

İnanmakta zorlansak da, bozkırın ortasında vaha gibi kalan bu kamp alanı eskiden taş ocağıymış.

Mustafa Bey ve ailesi hakikaten de büyük bir özen göstermişler...Bir bakıma ölü yatırımdı en başta bu işe kalkıştıklarında diğerleri için,ama muhteşem bir görünüme kavuşmuş sanki sihirli bir el değmiş gibi (:

Masalara ve manzaraya bayıldım (: Annem burayı görse sanıyorum şimdi gidelim diyecektir (:

Okurken unuttum birden başlıkta karavan olduğunu ve birden otel yada pansiyonda konaklayacaksınız sandım ... Ta ki :

Mustafa Bey bizi beyaz kuğuları andıran çekme karavanların yan yana sıralandığı alana götürdü.

Birden silkinip kendime geldim :))

Kendi mutfak gereçlerimizi, çarşaf takımımızı, mangalımızı, kitaplarımızı,...

:)) Bana hiç yabancı gelmedi :)) Ben de başkasının yastıgında yatamam :)) ilk aldığım şey yastığım ve pikem oluyor (:

Akşama kampta sünnet düğünü varmış meğer!

Çok şanslısınız masallah :))

Şirinler aşkına! Hayatım boyunca hiç bu kadar çok domatesi birarada görmemiştim.

Çatalca gezimizde bende ilk kez gördüm ama enteresan olanı orada tarladan kendimiz de seçebiliyorduk taze taze alacağımız sebzeleri (: Tavsiye ederim eğer ki yolunuz düşerse Çatalca'nın bu eğlenceli deneyimini de tadın :)

Rabbim bu ağız tadınızı hiç bozmasın insallah ; daha da güzellerini hayırlısıyla yaşamanız dileklerimle (:
Ben sizinle birlikte gezmiş kadar oldum ,bunun içinde ayrıca bir teşekkür etmek istiyorum size :))

zero dedi ki...

Betondan yuvalarımızda değil ama bakarsın bir gün sırtımızda, pardon yani tekerleklerin üzerinde taşıdığımız kaplumbağa evlerimizde komşu oluruz sevgili Gülden:) Neden olmasın? Nasıl güzel, nasıl sevecen ve dost canlısı bir anlatımın var. Kötüyü iyi, çirkini güzel yapabilecek cinsten... İçimdeki 28'lik bu çocuğa dinlemekten bıkıp usanmak nedir bilmeyeceği büyülü masallar anlatan bir masal perisisin sanki:) Her seferinde yeni bir masalla karşılaşma heyecanıyla açıyorum sayfanı. Şirinlerde tek bir tane Mutlu Şirin vardır, ama ne gâm, ben de ikincisi oluverdim, napiyim!

Ha bir de... Zaten bu "yazlık" denen konut geleneğini erkek grubundan oluşan "müteahhit" ve "aile reisleri"nin kadınlara kurduğu bir tuzak olduğunu düşünürüm hep, nedense? Denize gir, mayo yıka, yemek yap üçgeninde geçen bir hayatın neresi tatil, değil mi ama? Tek bir şey söylemek istiyorum. Sanal alemde imza atamıyoruz ama bu cümleni kendi malım gibi sahiplendim bilesin:)

:)den dedi ki...

Sevgili Selin, Yasemin, Akasya Kokusu ve Filiz güzel yorumlarınız için hepinize çok teşekkürler.

Sevgili Pelin, kimi insan doğayı sevse de içindeki haşerattan hoşlanmıyor. O nedenle bu tarz keşif gezilerine doğayı olduğu gibi kabul edebilenler çıkmalı diyorum.

Sevgili Azab-ı Mukaddes her yazımı satır satır altını çizerek okuman beni çok mutlu ediyor. Çok güzel dostlar edindim bu blog sayesinde, teşekkürler...

Sevgili Zerrinciğim "Kaplumbağa evlerde" seninle komşu olmayı çok isterim.
Şımarık Şirin oldum şimdi, bilesin:)

Zerrin Pasta Evi dedi ki...

Gülden'ciğim,

Dün blogunu okudum ama yorum yazamadan çıkmak zorunda kaldım.Sonra kendi maillerime bakarken Senden yorum geldiğini görünce dedim ki aynı anda ikimizde ne güzel bir birimizin blogunu okuyormuşuz :))

Yazıların o kadar güzel ve akıcı ki... Bir solukta okunuyor.Kalemine sağlık canım.

Benim dikkat ettiğim şey de gittiğim her yerde güler yüz ararım.Yoksa benim için bitmiştir orası... Sende ne güzel bunları bulmuşun :)) Mutlu şirin de olmuşun :)))))

Fotoğraflar yine çok güzel :))
Ben her zaman karavanlara sempati ile bakmışımdır. Bizde seneler önce karavan kiralayıp istediğimiz yerlerde kalarak tatilimizi yapacaktık. Kısmet değilmiş.Ama olmayacak demek de değil tabii...

Meyva ağaçlarına yine bayılarak baktım :))Her şey çok güzel görünüyor. patlıcanlarını da közlemiş, birde onları poşetlemişin. Afiyet olsun :))

Sevgilerimi gönderiyorum.

Seda'nın Günlüğü dedi ki...

Fotoğraflar çok güzel, karavana bayıldım. Daha geçen gün eşimle aynı şeyi düşünüyorduk. En güzeli gerçekten. Senin adına bunları yaşıyor olmana çok sevindim canım.
Sevgiler

bocuruk dedi ki...

Nasıl da kaçırmışım kaç gündür bu harika yazıyı, fotoğrafları:( Ankara'da böyle bir yer olduğunu bilmiyordum. Harika bir yer, harika bir proje senin anlatımınla daha da mükemmel hale gelmiş. Paylaşımın için sağol:)
Sevgilerimle...

SOFRAM dedi ki...

Merhabalar öncelikle ziyaretiniz için teşekkürler..
Çok güzel ve değişik bir hafta sonu gezisi olmuş, görüntülere bayıldım,eşim de karavan hastasıdır,eminim şimdi görse çok hoşuna gider. Ankara'ya çok sık gideriz, hep Beypazarına gitmek istemişizdir ama kısmet olmamıştı. Beypazarına gittiğimizde mutlaka bu güzel yere de gitmeyi planlarımız içine alabiliriz. Çok teşekkürler bizlerle de paylaştığınız bilgilendirdiğiniz için bu güzellikleri...
Hayırlı ramazanlar, sevgiler...

kizilciksurubu dedi ki...

Merhaba Gülden Hanim. Ziyaretiniz ve biraktiginiz yorumdaki güzel dilekleriniz icin cok tesekkür ediyorum. Hayirli ramazanlar, sevgiler.

Damak Tadı dedi ki...

Okurken ve fotoğrafları incelerken iç geçire geçire bitap düştüm..))Doğa ile iç içe olmak bunun gibi olsa gerek..))Karavan benimde çokkk uzun yıllar hayalimde olan bir yaşam şekliydi(seyahat)..

Yurt dışında iken, yakın ülkelere karavanları ile giderlerdi insanlar..Arkalarında minik römorkları veya botları takılı olurdu..Görme açısı yönünden nerdeyse birer metre sağa sola çıkmış dikiz aynaları..Yıllar sonra bu hevesim geçmeye başladı,olamayacağını anlayınca..))

Şimdi senin sayende böyle bir yer olduğunu görmek,bilmek beni mutlu etmeye yetti..)Belki aniden yolum düşebilir o taraflara..))

Hepinizin gönlüne sağlık..Kocaman sevgilerle..

Gönlüne sağlık canım..

Ferhanca dedi ki...

Ben bu karavan kampı tv de izlemiştim kalanlarda zevkli insanlardı..
harika görüntüler.
gezmek için önce yakın çevreden başlamalı ne iyi etmişsiniz..

Karavan merakınız için size şöyle bir şey anlatayım.Amerikada yollar karavan dolu ama acayip konforlu içlerinde yaşlı insanlar emekli olduktan sonra kendilerine çok konforlu karavanlar alıp hatta arkasına jiplerini bile bağlamışlar senlerce geziyorlarmış.sizde böyle bir şey istersiniz..
sevgiler..
ayrıca hatice teyze değil çok genç ancak abla olabilir:))

aslı'nın mutfağı dedi ki...

Gülden'cim sobelendin :)

Asortik Krep dedi ki...

Ölüdenizde de karavan campları var ,bilmek istersin diye düşündüm :)

birdutmasali dedi ki...

sevgili GÜLDENciğim
merhabalar...
kısacık zamana sığan,nede çok şey var aslında anlattıklarınızda...
doğal yaşam enfess değilmi.
geçen hafta bozcaada da yaza veda yaptık biliyorsun eşimle..
aynı sizin paylaştığınız gibi, bizde çok şeker bir 3 gün geçirdik ada da.
Karavan çok maceraperest, çok özgür ve geniş bir kavramı anlatır bana..
( şey bana göre değil ama ) :))
pek sempatik gelir yinede. bağımsızca her yere konabilen kuşlar gibii :))

Hayrlı ramazanlar diliyorumm, keyfiniz çok olsun. svglrrrr

melisa dedi ki...

ay içim gitti valla ne güzel biyer böyle bayıldımmmhemde çok uzak değilmiş aklımızın bir köşesinde dursun bence

Cafe Gusto dedi ki...

Çok kıskandım ben karavanı eşimin çok istediği bir şey bu ama yaşam şartları her günümüzü karavanda geçirmeye maalesef müsade etmiyor..sevgiler...

WarhaWk dedi ki...

Sadece merhaba demek istemiştim.
Siz bana yazmasanız da olur.
Saygılar,
Cenk

hepsusluydum dedi ki...

:)den merhaba..çok ara verdin, her şey yolundadır inşallah..Sevgilerimle Zehr@

egeli dedi ki...

SÜPPPPER YA ,HARİKA YERLER GEZMİŞSİN,KÖZDEKİ PATLICANLARADA BAYILDIM.KARAVAN MÜTHİŞ,BENDE BUNDAN BELKİ BİR 25 SENE ÖNCE BİR GECELİĞİNE YUGOSLAVYADA ,BİR KARAVANDA YATMA ŞANSIM OLMUŞTU,KONAKLIYACAK OTEL BULAMAYINCA KARAVANDA KALDIK,AMA ÇOK TEDİRGİN YATTIK,ÇÜNKÜ PEK TEMİZDEĞİLDİ..!!!!!

ferkul dedi ki...

ne guzel resmetmişsiniz, kaleminizle ve fotoğraflarla , sanki oradaydım
veya orda mı olmayı hayal ettim, ne

Saba dedi ki...

Şahane kadınsın işin özeti. Yanındaki adam mutlu şirin olmayacak da ne yapacak?
Hayata ne kadar gülen gözlerle baktığınızın farkında mısınız?
Tebrik ediyorum sizi ve yarattığınız bu sevimli blogunuzu.

canavar dedi ki...

Ben geçen hafta bir merakla bu anlatılan yere gittim.Bu yerin resimdekilerle alakası yok,ne karavan var,minik çay balığı harici ne suda tutulacak balık var,kurak ve bakımsız bir yere dönüşmüş.Belki önce iyiydi onu bilmiyorum,Temmuz 2010 daki hali bu onu söyleyebilirim.
Bir minibus genç geldi,ellerinde serpme ağ ve tırıvırı ile bağıra bağıra,insanları rahatsız ede ede balık tuttular.
Pişman oldum gittiğime,götürdüklerimde''Anlata anlata bitiremediğin yer bumu?'' dediler,onlarada rezil oldum..:)Allah'tan inözü vadisine gittikte,kendimi kurtardım.
Arkadaşlar sizlere tavsiyem ,araştırmadan bilmeden gitmeyin benden söylemesi.Saygılar selamlar