
Kitap almak her zaman mutlu eder beni. Her yeni kitapla yeni bir macera ve keşif başlar çünkü... Bu kez Yemek Yazarı Tijen İnaltong'un dünyasını keşfetmenin heyecanıyla, Ankara'nın en hoş caddelerinden biri olan Tunalı Hilmi'deki bir kafede, bir dilim çikolatalı cheesecake eşliğinde okumaya başladım "Turunç Kokulu Düşler"i...
Oğlak Yayınları'ndan çıkan kitap, İnaltong'un 2002'den günümüze Antalya seyahatlerinde tuttuğu yemek günlüklerinden oluşuyor. Turunç Kokulu Düşler'de; binbir çeşit tarif, cümbüş yerini andıran pazar yerleri, pazarcılarla yapılan ayaküstü sohbetler, yeme-içme kültürüne ait kitaplardan hoş anektotlar, yaşam sevinci, her gün dokunduğumuz ama farkında ol/a/madığımız incelikler ve bilgelikler var.
Turunç Kokulu Düşler'i okurken ben de çocukluğumda kalan pazar gezmelerimizi anımsadım. Antalya'daki evimizin yakınında kurulan iki pazar vardı. Biri Soğuksu Caddesi'ndeki "salı pazarı" diğeri Memurevleri Mahallesi'nde kurulan "çarşamba pazarı". Hangi gün hangi mahalleye kuruluyorsa, pazarın adı oydu. Şimdiki gibi Teomanpaşa, Soğuksu, Çağlayan, Dedeman Kapalı Pazaryeri... gibi isimleri de, "üstü kapalı", özel düzenlenmiş mekanları da yoktu.
Kimi Anadol marka otomobilinin arkasını tezgah olarak kullanır, kimi de küfesini... Kimyasal gübre kullanmadan kendi yetiştirdiği ürünleri satan köylüler her zaman pazarın aynı köşesini mesken tutarlardı. Etnik ve yöresel mozaiğin çok ilginç bir parçasıydı onlar. Sokak ortasında, sabahın erken saatlerinde bir telaş başlar. Bitişik nizam tezgahlar kurulur kaldırımlara... Yol kendiliğinden trafiğe kapanır. Çığırtkan pazarcıların "Ablaaa..." diye başlayan tiz sesleri yeri, göğü inletirdi.
Mahalle pazarlarının bir başka güzelliği olurdu. Su satan çocuklar mesala... Akşamdan buzdolabında dondurdukları suyu Antalya'nın sarı sıcağında neşeyle satıp, okul harçlığını çıkarma telaşındaki boylarından büyük bidonların altında sırılsıklam "saka" çocuklar...
Yaz, kış her zaman rengarenk, cıvıl cıvıl, taze ve ucuzdu pazarlarımız. "Minnacık bir bütçeyle" elimiz, kolumuz, ceplerimiz dolu dönerdik. Caanım yayla domatesleri, çıtır çıtır salatalıklar, gevrek biberler, su teresinden radikaya binbir çeşit ot, kabak çiçekleri, bamya, kereviz, bostan patlıcanları ve samanlı sepetin içinden seçip aldığımız köy yumurtalarıyla doldururduk pazar çantamızı. Bazen hızımızı alamayıp günde 2-3 kez pazar turu yaptığımızı bilirim, oflaya puflaya da olsa... Kan kırmızı kızılcıkların, tazecik otların, frenk yemişlerinin bana öğreteceklerinden habersizdim; başımda kavak yelleri deli deli esiyorken...En çok sevdiğim Çarşamba Pazarı, Antalya'nın en büyük pazar yeriydi o zamanlar. Meyve, sebze, şarküteri ürünleri, baharatlar, tatlılar, kuru meyveler, pembe yayla domateslerinin arasında mis gibi kokan nergisler, tazecik otlar, otlu gözlemeler, börekler, metrelerce renkli kumaşlar, ayakkabılar, çantalar, gümüş takılar, oyuncaklar, testiler ve züccaciyeden tekstil ürünlerine kadar herşey bulunurdu. Hani derler ya "iğne atsan yere düşmez", işte öyle neşeli bir hareketliliğin göbeğinde; tıpkı panayırlar gibi...
Annemle her hafta çarşambaları sabahın erken saatlerinde ve en önemlisi kahvaltımızı yapmadan düşerdik pazarın yollarına. Hem sıcağa kalmayalım hem de köylü pazarının güzellerine bitmeden yetişelim diye:) Yanakları kıpkırmızı, elleri kınalı, gürbüz köylü kadınlar bahçelerinde yetiştirdiği ot, sebze ve meyvenin yanı sıra geleneksel yöntemlerle yaptıkları tereyağı, süzme yoğurt, peynir, salça, zeytin, turşu, pekmez ve tarhana da satarlardı. Fiyat etiketi falan da olmazdı ürünlerinin tepesinde. "Teyze kuzukulağı kaça?" diye sorardık. Sıkı pazarlıklarla beraber keyifli sohbetler de yapardık çoğunlukla; zira anlatacak hep bir öyküleri olurdu dinlemek isteyenlere. Gönülleri zengin, elleri bol insanlardı. Tartıları iki kollu "kefe" dedikleri ilkel teraziydi. Kiloya fazla gelenleri sepetlerine değil, çantanıza atıverirlerdi.

Her satıcının belli müşterileri vardı. Hatta aynı pazarcıya bir sonraki hafta için siparişler verilir, aile efradına selam edilirdi.
Süzme yoğurt, çörek otlu tereyağı ve pembe yayla domateslerimizi yörük Ayşe Teyze'den alırdık. Başındaki oyalı yazmasının kenarından çıkan bembeyaz zülüfleri, kocaman gülümsemesi ve yarısı dökülmüş dişleriyle dünya tatlısı, sevecen bir kadındı Ayşe Teyze. Ya kulakları çınlasın ya da... çok sevdiği toprağı bol olsun...
Pazar dönüşü bir ritüel olarak önce çay demlenir, sonra Antalya'nın berekli toprağının, bol oksijenli havasının, tertemiz suyunun armağanı olan doğal, sağlıklı ve lezzetli yiyeceklerle balkonda zengin bir kahvaltı yapılırdı.
"Gençlik başımda duman/ ilk aşkım ilk heyecan/ kovaladıkça kaçan/ ateş böceğim misin?..." dönemlerimizde ise bin tane yalan dolanla çarşamba pazarının girişindeki apartmanlardan birinde oturan, çocukluk arkadaşım Leyla'nın evine kaçılırdı kahvaltıya...
Pembe yayla domatesleri dilimlenirdi zeytinyağına, Hatice Teyze'nin elleriyle kurduğu tavşan yüreği yeşil zeytinler, annemin dillere destan turunç reçeli, ekmeğin "ban beni diye yalvardığı" sahanda yumurta, keçi peyniri... konurdu kahvaltı sofrasına.
Sabah başlayıp akşam saatlerine kadar süren, sohbetle marine edilen, uzun yeme içme seanslarıydı bizimki, brunch niyetine. O yamuk yumuk pembe domateslerin ekşimsi tadı ne şahane olurdu. Pembe domatesli ve pembe gözlüklü mutlu günlerdi... Sorunsuz, sorumsuz ve de telaşsız... Gülden bahçelerde Leyla zamanlardı avuçlarımızdan kayıp giden...
Avaz avaz detone söylenen ama acayip eğlenilen şarkılar, nasılsa çalışkanız diye okulu kırmalar, birbirimizin günlüklerine yazdığımız neşeli, hüzünlü anlar...
Dostum Leyla'nın dediği gibi "Dar vakitlere sığmayan güzelliklerdi"

Bir zamanlar;
Yaşamın tüm renkleri, tatları ve pembe düşleri vardı Antalya'nın turunç kokulu Memurevleri Mahallesi'nde...
Şimdi;
Zamana yenik düşmüş dostluklar, uçurtmalara takılıp gitmiş platonik aşklar ve yitik çarşamba pazarından geriye kalan Yeni Türkü'nün o güzelim Akdeniz şarkısı dilime dolanan:
"Yenik düşüyor herşey zamana/biz büyüdük ve kirlendi dünya..."
Şimdi;
Zamana yenik düşmüş dostluklar, uçurtmalara takılıp gitmiş platonik aşklar ve yitik çarşamba pazarından geriye kalan Yeni Türkü'nün o güzelim Akdeniz şarkısı dilime dolanan:
"Yenik düşüyor herşey zamana/biz büyüdük ve kirlendi dünya..."
26 yorum:
Ağlamak istiyorum omuzlarında...
Teşekkürler uçan martı!
Ama ağlamak istiyorum sahiden.
Değil 20 yıl öncesinin, on yıl öncesinin pazarları bile birer birer... Ben bile özlüyorsam o günleri. Çok teşekkür ederim bu güzel hikayeyle paylaştığın için. Bu akşam benden mutlusu yok. Yatağa başımı koyduğumda mışıl mışıl uyuyacak, yarın sabah uyanıp güzel bir "gelincik" yazısı yazacağım. Dua et benim için uçan martı. Söyle ilham perilerine, omzundan bir yere ayrılmasınlar!
Nasıl güzel bir anlatımdır bu gülden. Yazını okurken ben de seninle birlikte o pazarda dolaştım, pembe domateslerden, otlu gözlemelerden yedim, kalabalığın arasında kayboldum sanki. Ben de semt pazarında annemin elinin içinde terleyen ellerimi hatırladım. Ben de senin yüreğinden öpüyorum :)
Ne güzel okudum.Ne duygulandım.Bir pazarı ve pazarın yarattigi havayi bu kadar özleyebileceğimi hiç sanmazdım.
Ağzınıza, yüreginize sağlık...
Harika Uçan Martı. Ellerine yüreğine sağlık. Paylaştığın için teşekkürler.
Ben de aynen Tijen İnaltong'un yorumunda yazdığı gibi ağlamak istiyorum. Ve de ağlıyorum işte...
Yazdığınız eski çarşamba ve salı pazarlarını yaşamış şanslı bir Antalyalı olarak geçmişe yolculuk yaptım ben de.
Halen TRT Caddesi'nde oturuyorum. Memurevleri Mahallesi'nin hemen arkası bilirsiniz. Antalya çok değişti, gelişti, modernleşti ama turunç kokulu günlerinden de hayli uzaklaştı.
Ellerinize, o harika yüreğinize ve büyüleyici anlatımınıza sağlık.
Yayla domatesleri sizin benimseyemediğiniz o üstü kapalı pazar yerlerine gelmeye başladı. Sizin için bugün koca bir tabak yayla domatesi doğrayıp yiyeceğim:)
Mis kokulu lezzetleri hep damağımızda hissetmemiz dileğiyle...
Ne güzeldir değil mi yerel pazarlarımız. İçinde satılan sebze, meyve ve bilimum öte berinin dışında başka zenginlikleri vardır. Yaşı 30'u bulupta o mis kokulu günleri özlemeyen biri var mıdır?
Ben de çocukluğunu Tire'de geçirmiş ve ünlü Tire pazarlarında annanesiyle bol bol alışveriş yapma şansını yakalayan şanslı biriyim. Şimdi İstanbul'da oturuyorum ama hayalim emekli olunca Ege güzeli yeşil Tire'ye yerleşmek. O upuzun Tire pazarında tazelenmek istiyorum yeniden.
Sevgili Tijen İnaltong, asıl ben size teşekkür ederim böyle güzel bir yemek günlüğü tuttuğunuz ve bizlerle paylaştığınız için. Dualarım sizinle.
Sevgili Funda, yorumunun beni ne kadar mutlu ettiğini tahmin edemezsin. İnsanlarda güzel duygular uyandırabilmek ne kadar huzur verici. Teşekkürler...
Sevgili Brajeshwari, farkında olmadığımız o kadar çok ayrıntı var ki yanıbaşımızda. Daha çok görebilmek, daha çok yaşamın kalbinde olmak gerek öyle değil mi?
Sevgili Kitap Kurdu, yorumlarını paylaştığın için sana da teşekkürler...
Sevgili Antalyalı isimsiz, lütfen yayla domateslerini az tuz ve bol zeytinyağı ile tüket benim için:)
Sevgili Nermin, dilerim kısa zamanda emekli oluyorsundur.Eşimle seneye Tire'yi ziyaret edeceğiz de:)
Dün gece , yazını bir solukta okudum.Senin gibi güzel yazan insanların hep,"pazar" ve "doğallık" la içiçe geçirdikleri bir ömürleri oluyor...Ne mutlu sana Sevgili Gülden,iç denge ve huzurunu bizlere de bulaştırdığın için...
Ne demeli bilmem ki... Söyleyecek bir şey bırakmayacak kadar dolu dolu sözlerin, satırların. Her okuyanı olduğu gibi beni de tuttu elimden kendi anılarımda dolaştırdı. Hakikaten güzel bir armağan gibi tüm bu satırlar. Öyle ki zaman zaman yazılarını tekrar tekrar okuyup içimi rahatlatma hissi kaplıyor içimi. Son sözüm, sen çok yaşa ve yaz emi:) Sevgiler...
Sevgili Uçan martı,ziyaretine çoook sevindim..Helede yazını okurken memleketimden bahsetmen ayrı bir okuma zevki veriyor bana..
Ben 19 sene oldu ayrılalı ordan..Babam ve kayınvalidemler hala ordalar..Güllük caddesinde postanenin arka tarafında 7 katlı alidayı apt.nında oturduk 3 yıl.adınıda yazdım değişmiştir belkide..
Babamlar otogarın karşı tarafındalar şimdi.Her Antalya'ya gelişte mutlaka dokumadaki cumartesi pazarına gideriz.Hiçbir pazar oraların pazarı gibi olmuyor..Neyse;Piyaza gelince dediğin gibi evde yapılan belki dışarda yenilen gibi olmuyor..Birde benim tahinim kavrulmuş hani az rengi koyu olanındandı..Suyunu kıvamını iyi ayarlamak gerekiyor yoksa hemen katılaşıyor..
Şimdiki kapatılan Muratpaşa camisinin alt tarafındaki uyaroğlu konfeksiyonun arkasında köfte-piyazcımız vardı bizimde.Rahmetli annecimle çok yerdik orda..Ayyy maziye daldım yine çok tşkler sayende o günleri yaşadım..
Tekrar tşkler sevgiler.
Pardon arkadaşım kapatılan muratpaşa camisinin alt tafındaki yolda demek istedim..
Sevgiler.
Sevgili Gülden
Bende bugün "Turunç Kokulu Düşler"in fotoğrafını çekmiştim.Ama senin gibi güzel anlatamazdım eminim...Yüreğine sağlık,duygusallık bana da bulaştı..
Bende çocukluğumda pazarcıların ikramlarına bayılırdım..Her tezgahtan minicik ellerim mutlaka bir ikram alırdı.Aslında annem evden çıkmadan o kadar tembihlerdi ki beni,sakın izinsiz alma diye utana sıkıla verilen meyveleri kabul ederdim:)
Merhaba Uçan Martı,
Bloğuma uğramışsınız bugün, çok teşekkür ederim yorumlarınız için. Sizin bloğunuzla yeni tanıştım fakat çok beğendim, çok güzel ve samimi, sık sık ziyaret edeceğim.
Bu arada ben blogspot'ta yeni başladım. Bloğuma alışmaya çalışıyorum yavaş yavaş. Güncel yazılarım
http://gungorekinci.blogcu.com' da
Buraya da beklerim.
sevgilerimle...
yitirilen değerlerin farkına varmak,senin gibi güzel anlatımı olan insanları tanıyınca dahada duygulandırıyor insanı evet bursada tahtakaledeki yılların köylü pazarı yıkıldı yerine oturma parkı yapıldı köyden satıcı gelmez oldu diğer pazarlara,insanlar büyük marketlerin raflarına esir olmuş durumda geleneksel toplum değerlerimizi kaybetmemek ve yaşamak dileği ile sıcacık sevgiler
Gerçekten hepimizin içinden geçenlere tercüman olmuşsun.
O kadar duygulandım kiii
Sevgilerimle canım
Merhaba..sayfama konuk olmuşsunuz teşekkürler, şimdi ben de sizin konuğunuzum..çok hoş bir yere gelmişim..hayata dair ne güzel şeylere değinmişsiniz..ah pazarlar..henüz sözettiğiniz pazarlardan var üzülmeyin..ben yazları Gökçeada'da geçiriyorum, ne mutlu ki hala pazarda herkes birbirine selam veriyor,durup sohbet ediyor,organik sebze ve meyvelerden alabiliyor..sevgiyle kalın..
sevgili uçan martı,
ne diyebilirim ki çocukken hiç sevmezdim pazarı kalabalığını seslerini.Şimdi her pazar günü annemle pazara gitmek için fırsat kolluyorum.Geçde olsa farkettim galiba pazarın o karışıklığa rağmen güzelliğini yinede şanslıyım büyük şehirde hala anlattığına benzer bir pazar yakaladığım için:)
çok keyifli bir yazı ellerine sağlık.
Bir kitap ve şimdilerde birer ikişer eski güzelliklerini yitiren yerel pazarları, dostlukları o kadar şiirsel anlatmışsınız ki ne yazsam boş!
Sadece bu yazınız değil, blogunuzdaki diğer yazılarınızda çok başarılı. Su gibi akıp giden, ferahlatan, espirili, huzur veren, yaşamaya bağlayan, bilgece yazılarınız için çok teşekkürler.
Günün en güzel armağını oldu blogunuzla tanışmam:)
''zira anlatacak ... çantanıza atıverirlerdi.''
Bu kısıma bayıldım ...Çocukluğum da İstanbul'da geçti (: Ama bir sene Konya'ya gitmiştik unutmam ... Orda bu özeni görünce çok şaşırmıştım ... Ufacıktım ve anlam verememiştim ... Bir ayakkabı beğenmiştim ve bana armağan etmişlerdi mağaza sahibi(: İstanbul'da olsa böyle bir olay gördüğünüz zaman kesin altından bir bit yeniği çıkar (:
...
''Her satıcının ... selam edilirdi.''
Bizim burdaki pazarın sevdiğim tek özelliği (: Meyvecimiz ve sebzecimiz hep aynı amca;bizim alacaklarımızı herzaman ayırır (: Ama kaldığınız yerde eğer ki eskilerden olmuşsanız,esnaf sizi ve akrabalarınızı tanımaya başlıyor...Ona göre davranıyorlar (: Bu da İstanbul'da yaşamanın güzel taraflarından (:
''Sabah başlayıp ... brunch niyetine.''
Pazar günleri herkes için demek ki önemli imiş (: Ben tek bizim geçmişimizde olan ve bize ait bir durum derdim oysaki hep (:
Büyümek istemiyorum ben de ): Ama doğa söz dinlemiyor ve devam ediyor döngüsüne ):
Umarım her zaman neşeniz/miz daim olur (:
Mutlu saatler ... Öyle bir anlatmışsınız ki...Yanınızda sanki bende varmış gibi hissettim ...Yörük Ayşe Teyze bile tanıdık geldi (:
Merhaba, öncelikle sitemi ziyaretin ve yorumun için tşkler. Mahalle pazarlarımızı o kadar güzel anlatmışsınızki çok hoşuma gitti. Yüreğinize sağlık. Ankara seyahatime gelince kısa bir seyahatti çok fazla yer gezemediğim içi şimdilik yazımın devamı yok. Ama Ankarayı sizden tanımayı çok isterim.
Sevgilerimle.
Yazınızı çok ama çok beğendim. Farklı bir tarzınız var. Kelimeleri öyle ustaca kullanıyorsunuz ki hayran kalmamak imkansız...
Blogunuzdaki bütün yazılarınızı okudum. Hepsi birbirinden keyifli. Kaleminize sağlık. Lütfen daha sık yazın, hep yazın...
kitap çıkarman konusunda tehdit ediyorum hayatım seni lakin bir solukta okumuş herkes yazını e bende okudum ve bu kanıya vardım evet evet seninde pespembe renkli düşlerin var ve bende bu kitabını raflarda gormek istiyorum!
yazını bizle paylaştıgın herkesi çocukluga anılara tuttup goturdguun için teşekkurler! :)
Biz de annemle erkenden giderdik annemle pazara, sizle aynı sebeplerden dolayı :) Yazının büyük bir keyifle okudum, kalemine sağlık.. Bu arada izninle seni listeme ekledim..
Gülden en çok şu tepeden çekilmiş pazar görüntüsüne hayran kaldım.çok güzel bir fotoğraf.
Merhabalar...
Bu seneki gezi rotamızı Ege bölgesi içinde düzenledik. Gezimiz esanasında birçok blog sayfalarından gönül dostları ile birlikte olma tanışma ve sohbet etme fırsat ve şansımız da oldu.
İşte bu dostlardan biri de Tijen hanımdı... Yaşımız ilerlediğinden mi yoksa çevremizde daha önce dikkat ve özen gösteremediğimiz minik ama önemli ayrıntıların özelliklerini ve güzelliklerini yeni yeni fark etmeye başladığımızdan mı, artık bilemiyoruz...
Kendisi ile yazdıklarından daha sıcak bir sohbet şansımız oldu.
Geçmişe bıraktığımız anıları hatırlamak bir başka oluyor...
Biz büyüdük belki amma dünyayı kirletenlerden olmayalım bari dileği ile...
Ailecek selam ve sevgilerimizle..
MERHABA,
YAZILAR ÇOK GÜZEL FAKAT ÇOK UZUN.
Yorum Gönder