22 Mayıs 2008 Perşembe

Martı Jonathan...


Martı Jonathan'ı tanır mısınız?
Ben, bundan 15 yıl önce Richard Bach'ın "Martı" isimli kitabında tanıştım kendisiyle. Martıların çoğu, karınlarını doyurmak için gerekli olandan fazlasını öğrenmeye çalışmıyorlardı. Uçuşun tek anlamı vardı onlar için; yiyeceğe ulaşıp kıyıya dönmek. Amaçları uçuş değil, karın doyurmaktı. Bir martı; bir baykuş gibi gece uçamazdı, bir kartal veya bir şahin gibi hızlı da uçamazdı ve onlar gibi gökyüzünde akrobatik hareketler de yapamazdı. Bütün martılar buna inanmıştı birisi hariç, Martı Jonathan Livingstone!

Martı Jonathan diğerlerinden farklıydı. O sadece karnını doyurmak için uçmuyordu. Yeteneklerini zorluyor ve yaşamın mükemmelliğini anlamaya çalışıyordu. Tüm gününü daha hızlı ve mükemmel uçmak için sürüden ayrı çalışarak geçiriyordu. Bir arayış ve uyanış içindeydi. Denenmemişi denemek ve öğrenmek isteğindeydi. Bir martının uçamayacağı hızları ve yükseklikleri denemek ve başarmak istiyordu. Her başarısızlığın nedenlerini arayarak, yeni yöntemler bulmayı kendine amaç edinmişti.

Bu uyanış ve arayış martı sürüsünü olduğu kadar ailesini de rahatsız ediyordu. Bütün bu arayış, öğrenme ve bilme isteği martı yasalarına aykırı görüldüğünden sürüden atıldı. Yalnızlığa mahkum edildi. Uçuş denemeleri sırasında hızla kaya sertliğindeki denize çakıldı, canı yandı ama bu onun umurunda değildi. Sınırlarını genişlettikçe, imkansızı başardıkça, hayat onun için daha da anlam kazanıyordu.

Bir gün yalnız olmadığını gördü... Sayıları azda olsa yaşamın sadece karnını doyurmak olmadığını anlayan ve sınırlarını aşmış başka martıların varlığını öğrendi. Başka bir dünyadaydı artık Martı Jonathan, kendisi gibi düşünen martılarla birlikteydi ama o hep geldiği dünyayı düşünüyordu. Neden yaşamın anlamını keşfeden bu kadar az martı vardı? Oysa geldiği yerde yüz binlerce martı yaşıyordu. Onların hayatına anlam kazandırmayı aklına koymuştu. Başka Jonathanlar aramak için geri dönecekti. Mutlaka sınırlarını zorlayan bir martı vardı. O'na ulaşmalı ve bildiklerini O'nunla paylaşmalıydı.

Yanılmamıştı Martı Jonathan... Gerçek doğasını bulmaya çalışan martılar vardı. Jonathan onlara bildiklerini öğretti ve başka Jonathanlar bulmak için başka dünyalara uçtu. Her gittiği yerde sevgi dolu, bildiklerinin ötesine geçmeye çalışan, öğrenme ve öğretme isteğiyle yanan Jonathanlar bıraktı. Martı Jonathanlar'dan İnsan Jonathanlar'a…

Martı Jonathanlar gibi insan Jonathanlar da var tabi. Hayatın karmaşası içinde ufka bakmayı başarabilen, hayatın anlamını kavrayan ve yaşamın kendilerine sunduğu nimetlerden azami ölçüde yararlanmaya çalışan "İnsan Jonathanlar"... Öğrendiklerini bütün samimiyetleri ile paylaşıp diğerlerinin hayatlarını da anlamlandırmaya çalışan sevgi dolu Jonathanlar...

Yaşamın gizli kalmış güzelliklerini birlikte keşfetmek isteyen İnsan Jonathanlar'a bu blog...

Ruhunuzun sesini açın, sevgiyle kalın...

8 yorum:

kaligrafiker dedi ki...

Uçanmartı'ya, denemek istediği yaşam serüvenlerinin tümünde başarılar diliyorum... Keşif yolunda her kanat çırpışı dünyasını daha daha zenginleştirsin; öğrendikleri, deneyimleri bize de -bir uçumluk da olsa- yol açsın...
Gördüklerini, duyduklarını ve gönül gözüyle tattıklarını bekliyoruz UÇAN MARTI...

minerella dedi ki...

Hayata dair tüm güzellikleri sevgiyle paylaşmak dileğiyle...!!

Adsız dedi ki...

Bayıldım.Anlatımını çok sevdim.Sade,akıcı,eğlenceli.Yolun açık olsun Jonathan.Bugüne kadar biriktirdiklerin artık taşıp sayfalara akmaya başladı bizler de bunlardan zevkle faydalanalım.Eline sağlık.Yürü,koş,uç ve anlat.
GÜLTER SEVER

ozu dedi ki...

"Uçmak bir martının en doğal hakkıdır"der;martı Jonathan
Bizlerde bence sevgiyle kendimizi özgürleştirdikce uçacağız.sevgiyle
Agarta-ast

Yolcu dedi ki...

Güneş her gün doğuyor. Kalkıp bakmadıktan sonra güzel olmuş olmamış neye yarar.
Hayatı öylesine ezber yaşanılan bir yer haline getirdi yaşayan insanlık. Yaşam bu mu olmalı? Sıradanlık öyle içimize işlemişki içimiz kokuyor.
Unutulmuş insanlığın gerçek serüvenine doğru adım atmazsak gerçeği asla göremeyiz. Gerçeği elbette her düşünce farklı yorumlamış. Hepsi gerçek. Birileri asr-ı saadet diye 1500 yıl öncesine gidiyor. Kimi dünye cenneti yapıyorum diye insanları sömürüyor. Yani hepsi gerçek.
Unutulan insanlık erdemi nerede diye kimse sormuyor. Ölümü her nefis tadacaktır derken kendimizi nefis olarak görüp, ölüme teslim olacak kadar kendimizden uzaklaşmışız. Ölümün ilkel bir gölge düşünce olduğunu bilecek ve yeni uçan martılara Jonathan'lara uçmak yeni hedefimiz olacak.
Her şey değişecek, bunu bilmeliyiz artık. Değişmemekte ısrar edenlerin kalın kafaları bu değişime karşı koyamayacak. Yeni dünyalara uçmak kaderimizdir. Biz yolcuyuz, duran değil.
Sağlıcakla kalın, benim sevgim kuşatır sizi yeter ki isteyin. Haydi uçalım...
Yolcu

bocuruk dedi ki...

Ne kadar güzel:) Umarım ben de insan Jonathan' lardanımdır. İyi ki bana yorum bırakmışsın. Okuyacaklarım fazlaca birikmeden tanımış oldum blogunu. Şimdi diğer yazıların için kaçıyorum.
Sevgilerimle...

Pelin dedi ki...

Blogunuzu geç de olsa keşfetmenin mutluluğunu yaşayan insan Jonathan'lardan biriyim. Yaşamın tarifsiz güzellikleriyle hep ama hep uçmanız dileğiyle...

gaye dedi ki...

merhaba, hala blogunuzda geziyorum. Ne yazık ki kendimi R.Bach romanlarından ziyade başka romanların kahramanı gibi hissettiğimi biliyorsunuz. Blogunuzu çok sevdim, sık sık görüşeceğimiz kesin... R.Bahc ın diğer romanlarıda özgürlük doludur, ben çok sevmiştim hepsini. Uçmaya olan sevgisi, çingene pilotluk yapmasını, günü yaşamasını ve diğer insanlarada yaşatmasını...