22 Mayıs 2008 Perşembe

İstanbul-da- Olmak...

"İstanbul'a kaç çeşit bakılır? Herkes ona kendi penceresinden bakar" diye yazmış Haldun Dormen, "Çok Güzelsin Gitme Dur" adlı kitabında. Biz de İstanbul'a kendi penceremizden bakalım dedik. 19 Mayıs tatilini fırsat bilip, 3 günlüğüne Ankara'dan İstanbul'a gittik. İstanbul'da olmak, İstanbul olmak için...


Ankara Ekspresi'nin 17 Mayıs saat 22:30 /5 nolu vagon yolcularıyız. Tren yolculuğu yapacağım için heyecanlıyım. Seyahatlerine renk katmak isteyenlere mutlaka raylı ulaşımı tavsiye ediyorum. Lütfen bir kez deneyin. Tren hareket saatleri, ücretleri, vagonlar vs.vs... Hakkında gerekli tüm bilgileri http://www.tcdd.gov.tr/ adresinden öğrenebilirsiniz. 1 kişilik yataklı tren bileti 53 YTL. Bu fiyata hem konforlu bir yolculuk yapıyorsunuz hem de geceyi trende geçirdiğinizden otel parası ödemiyorsunuz. Uzun bir günün size kalması da cabası...

Kucağımızda gazeteler, bavulumuz ve kumanyamızla kompartımana geçtik. AnkaraEkspresi tam saatinde hareket etti. Raylar üzerinde tatlı tatlı sohbet etmek, yemeğini yemek, üstüne İki kadeh şarap içip, gazeteni-kitabını okurken uyuyakalmak, uyandığında kendini İstanbul'da bulmak güzel bir duygu.


07:30'da İstanbul'a uyandık. Günaydın İstanbul... Güneşli ve deniz manzaralı bir sabah. Uyku sersemliğine yemekli vagonda bir fincan çayla çözüm aradık. Beyaz peynir, kaşar, zeytin, haşlanmış yumurta, salam, bal, reçel, tereyağ, ekmek, 2 fincan çay veya 1 fincan kahveden oluşan Ray Restoran'ın kahvaltısını... Hayır, hayır almadık. Midemizi özlediğimiz İstanbul lezzetlerine rezerve ettik. Ray Restoran'nın mönüsünü ve fiyatlarını öğrenmek isteyenler olabileceğini düşünerek, hizmette sınır tanımadım tabii: Bknz, aşağıdaki vesika: No:1

Saat 08:10. Kondüktör seslendi; "Haydarpaşa... İstanbul"
Ankara'dan İstanbul'a adım attığımız ilk yer tam 100 yıllık Haydarpaşa Garı. Köyden indim şehire...
Zeki Alasya, Metin Akpınar Kemal Sunal ve Halit Akçatepe'nin başrolünü paylaştığı 1974 yapımı Ertem Eğilmez'in "Köyden İndim Şehire" filmini hatırlar mısınız? Kayseri'den, taşı toprağı altın İstanbul'a define aramaya gelen 4 "saf" Anadolu gencinin traji-komik hikayesini anlatır film. Kayseri'den bindikleri trenden Haydarpaşa'da inerler. İstanbul'a adım attıkları, denizi ilk gördükleri yerdir burası. Şaşkın yüzlerinde umut dolu parlayan kocaman gözleriyle İstanbul'a ilk kez Haydarpaşa'dan bakarlar. İlk kez denizi görürler.


Ben de ilk kez çocukluğumda izlediğim bu filmde gördüm Haydarpaşa'yı. Ne kadar büyüleyici ve kocaman gelmişti. İşte yıllar sonra bilmem kaçıncı kez yine aynı heyecanla Haydarpaşa'dayım. Üstelik bir dizi film platosunun tam içinde! Oyuncular; kolunda sepeti ile bir Anadolu kadını, kasketi ve şalvarıyla bir adam ve onlara eşlik eden bir köpek. Çekimine yeni başlanan bir diziymiş. Adı "Pulsar". Bu dizi bolluğunda ne diyelim, reytingi bol olsun.

Haydarpaşa'dan vapurla Eminönü'ne geçtik. Ordan da taksi dolmuşla Taksim'e. Açız... İstiklal Caddesi'nin girişindeki Taksim Sütiş'te, ağızda dağılan nefis su böreğini yedik. İnce belli bardakta çayımızı içtik.

Güne hazırız:)


Profiterolun keşfedildiği yer, Beyoğlu'nun incisi "İnci Pastanesi"nin ünlü profiterolünden tatmadan İstiklal Caddesi gezilmez ki... Biz de bu kurala uyduk elbet. Pastanenin girişindeki tezgahta tabak tabak profiteroller dizili. Tabaklar eksildikçe, seri bir şekilde yerlerini yenileri alıyor. Porsiyonu 5 YTL. Gözümüze kestirdiğimiz birer tabak profiterolu kapıp, tezgahın hemen sağındaki ufacık bir masada afiyetle yedik. Siyah çikolata içine saklanmış, içi beyaz krema dolu o yumuşacık hamur toplarını yemek müthişti. Tam karşımızda duran likörlü çikolatalar, şekerlemeler, badem ezmeleri, krem karamel ve pastaları seyretmek bile iştah açmak için fazlaca yeterli...


II. Dünya Savaşı’nın ekonomik zorluklarının iyice hissedildiği bir dönemde 1944 yılında, Luka Zigoridis ve Lefter İlyadis adlı İstanbullu Rumlar açmış İnci Pastanesi’ni. Sürekli farklı tatların peşinde olan bu iki İstanbullu un, yağ, çikolata ve krema ile çeşitli denemeler sonrası ilk kez profiterol gibi şahane bir sütlü tatlıyı ortaya çıkarmışlar. Ustalara tüm lezzet düşkünleri adına teşekkürler…


Her ne kadar İnci Pastanesi prefoterol demek olsa da yine bir İnci spesiyali olan "Uludağ"ı tatmak gerek. İçi fındık, üzüm, badem, cevizle dolu bu özel kakaolu kekin çok sayıda müdavimi olduğunu öğreniyoruz oracıkta.


Artık Esentepe'deki otelimize yerleşme zamanı. Minik bavulumuzu boşaltıp hemen kendimizi İstanbul'a bırakıyoruz. Hava açık ve güneşli; denizden gelen hafif bir meltem ve bol iyot kokusu karşılıyor genzimizi. Derin derin nefes alıyoruz güzeller güzeli İstanbul'dan. Rota Pierre Loti. Beşiktaş İskelesi'nden vapurla Üsküdar'a geçtik. Haliç Motoru'nun kalkışına daha bir saat var.

Artık öğle vakti; ve öğün de tabii... Acıktık. Nerede, ne yemeli?
Bu bizim için hiç sorun olmaz, çünkü her yolculuk öncesi seyahat acentası gibi çalışırım.
Konaklama, yeme-içme, gideceğimiz yere ilişkin tarihi-kültürel tüm bilgiler, ilgili rehber kitaplar tarafımdan toplanmış olur:)

İstanbul seyahati için Ankara’dan aldığım Mehmet Yaşin’in yeni çıkan “Lezzetli İstanbul” adlı kitabına bakıldı hemen. Kitap; Balık lokantaları, meyhaneler, Türk mutfağı, kebabcılar ve et lokantaları, köfteciler, tatlıcılar ve pastaneler ve etnik lokantalar…diye giden başlıklar altında 100’den fazla iyi lokantayı ayrıntılı olarak anlatıyor. Lezzetten servise, temizlikten tuvalete kadar yıldızlı notlar veriyor. Kitap da ayrıca restoranların fiyat bilgileri ve favori yemeklerin tarifleri de yer alıyor. Pratik bilgiler sunan faydalı bir rehber kitap.


Mehmet Yaşin kitabında, gastronominin turizmde artık önemli bir rol oynamaya başladığını, insanların değişik yemek yemek uğruna yüzlerce hatta binlerce kilometre yol katetmeyi göze aldığını belirtiyor. Türk yemek kültürünün zenginliğinin farkına varamayışımız ne kadar acı değil mi? Eşimle her yaz tatilinde Antalya’daki çeşitli otellerde konaklıyoruz. Antalya’nın lezzetli pembemsi yayla domatesini, muhteşem keçi peynirini, çizik yeşil zeytinini, binbir çeşit otları bu otellerde göremiyoruz. Türkiye’de sadece Antalya’da yapılan ve tadına doyum olmayan o canım tahinli piyaz, tahinli ve bol cevizli kabak tatlısı da yok 5 yıldızlı turistik otel mönülerinde! Halbuki Almanın, İngilizin, İtalyanın… haberi olsa sadece bu lezzetler için bile gelecek cennet ülkemize.

“Lezzetli İstanbul”un Anadolu Yakası bölümünden Üsküdar’a bakıyoruz. Hımm… Mehmet Yaşin Kanaat Lokantası’nı adres gösteriyor. “Esnaf lokantalarının piri” demiş burası için. Çabucak buluyoruz bir Ankaralı olarak. Üsküdar Meydanı’ndan Bağlarbaşı yönüne çıkarken hemen solda.



1933 yılından beri hizmet veren lokantanın ünü Türkiye sınırlarını aşmış... New York Times, Le Monde, Elle… gibi önemli yayın organlarında yemeklerinden övgüyle söz edilmiş. Lokantadan içeri girince anlıyoruz o övgülerin nedenini. Aman Allahım her yer yemek! Çatal bıçak sesleriyle müşteriler bir müzik parçasının final bölümünü seslendiriyor adeta... Zeytinyağlı sebze yemeklerinin yanı sıra imam bayıldı (ki bayılmaması mümkün değil), pilaki, çerkez tavuğu, kabak tava, kadınbudu köfte, etli fasülye, elbasan tava, tandır, salatalar, meyve kompostaları, kayısı-incir dolmaları, ekmek kadayıfı, kazandibi, üstü kavrulmuş bademle süslü irmik tatlısı…Say say bitmez. Burası yemek cenneti olmalı...


Tüm masalar neredeyse dolu. Tam öğle vakti olmasının etkisi de var sanıyorum. Güleryüzlü bir garson bizi karşıladı. “Havadar olsun sizi kapıya yakın bir masaya alayım” diyerek, yer gösterdi. Hemen oturduk. Hem de yemek vitrininin tam karşısına! Önümüzde iştah kabartan çeşit çeşit yemekler, tatlılar, salatalar… Yutkun yutkun, içinden çıkılacak gibi değil. Hemen bize yer gösteren garson yetişti imdade... Yüzü gibi dili de "gülen" garsonumuzun adının Fevzi Kilitçi olduğunu öğrendik. Bize iç pilavlı kuyu kebabı (tandır) önerdi.
Özellikle iç pilav müthiş lezzetliydi. Şimdi tandıra da haksızlık etmeyelim; etler yumuşacıktı. İç pilavla birlikte damakta bıraktığı tat olağanüstü. Aklım zeytinyağlı enginarda da kaldı, ama onu da yersem karşımda bana el sallayıp duran tatlılara ayıp olacak:)


Ve sıra geldi tatlıya. Onlarca çeşit tatlının arasından seçim yapmak zor da olsa kazandibi çekti canımız . Fevzi Bey, Kanaat Lokantası’nın yemekleri kadar dondurmasının da meşhur olduğunu söylemez mi... Tabii kırmamak gerek Fevzi beyi ve bekletmemek gerek mideyi... Kazandibinin üzeri donatıldı portakal ve limonlu dondurmayla...
İlk olarak merakımdan dondurmayı tattım. Çocukluğumda yediğim dondurmalar geldi hemen aklıma. Ağızda bir solukta erirken, aromasını da damakta bırakan dondurmalar… Fevzi bey sırrı şöyle özetliyor "Türkiye’nin en iyi sahlebi ve koyun sütünü" kullanıyoruz...



Kanaat Lokantası’nın favori yemeği elbasan tavanın tarifini “Lezzetli İstanbul”da şöyle aktarıyor, Sayın Yaşin:

ELBASAN TAVA

Malzemeler (6 kişilik)

-1 kuzu kol
-1 kase yoğurt
-3 yumurta
-200 gr. un
-150 gr. tereyağ
-Bir tutam tuz

Yapılışı

1.Parçalanmış etler bir kaba konur ve kanlarının temizlenmesi beklenilir.

2.Tencereye alınan etler üzerini örtecek kadar suyla et yumuşayıncaya kadar pişirilir

3.Et piştikten sonra tencereye 150gr. yağ konur, eridikten sonra üzerine 200gr un ilave edilerek kavrulur.

4.Ayrı bir kapta yumurta ve yoğurt çırpılır. Bu hazırlanan malzeme kavrulmuş unun üzerine dökülür. Kuzunun tencerede kalan suyu eklenerek terbiye yapılır.

5.Tencerede pişirilen et bir tepsiye dizilir. Üzerine salçalı sos yapılıp dökülerek fırına verilir.

6. Üzeri kızarınca servis yapılır.

Yolu Üsküdar’a düşen, Osmanlı-Türk mutfağını özleyen mutlaka Kanaat Lokantası'na bir uğrasın derim. Lezzetli yemekleri, hızlı ve güleryüzlü servisi, makul fiyatlarıyla öğününüzü neşelendirecektir.

Şimdilik bu kadar. Eyüp Sultan ve Pierre Loti'yi bir sonraki yazımda anlatacağım.

Arkası yarın:)

Ruhunuzun sesini açın, sevgiyle kalın...

3 yorum:

Adsız dedi ki...

Martı bu kez İstanbul'a konmuş; ne güzel de anlatmış... Şimdi İstanbul'da, hem de Kanaat Lokantası'nda olmak vardı.
Teşekkürler...
Elinize sağlık ve afiyetler olsun...

Αzαв-ı мυкα∂∂єѕ dedi ki...

İstanbul'un yerlileri bile "İnci Pastanesi" sinden bi haberler ama siz iyi bir gezgin olmuşsunuz (:

bocuruk dedi ki...

Hep yapmak istediğim tarzda bir İstanbul gezisi yapmışsınız anladığım kadarıyla. İstanbul gezi notlarınla sen de benim bu akşamüstümü şenlendirdin. Kalemine sağlık:)
Sevgilerimle...

Not: Böyle bir İstanbul gezisi sanırım bana hiç kısmet olmayacak:(